28 Aralık 2011 Çarşamba

AVRUPA AVRUPA DUY SESİMİZİ PART I


1980’li yılların sonunda, henüz çocukluk yıllarımdan aşina olduğum, naçizane tribün marşları içerisinde yerini alan bir tezahürattır başlığımız. Özellikle yıllarca Avrupa adı verilen arenadan boynu bükük ayrılan hem Kulüp takımlarımız hem Mili takımımız için yazılan, her sözünde hem bir başkaldırı hem de bir eziklik barındıran bir marş idi. İşte bu Türklerin ayak sesleri, Türklerle kimse başa çıkamaz, Avrupa i…  kolla kendini diye de devam ederdi.

O yıllarda başlayan maceradan bu yıllara birçok acı tatlı anı transfer oldu. Bazı Kulüp takımlarımız inanılmaz başarılar kazanırken ( bkz. Galatasaray ) diğerleri idare etti, Milli Takımımız ise bir dönem altın yıllarını yaşadı. ( 2002 Dünya Kupası )

Diğerlerinin maceraları başka bloglarda ele alınadursun, biz gelelim ‘Beşiktaş kanserinin Avrupa maceralarınaJ’ 7 yaşında iken başladı benim maceram takımımla. Hello, Ola demeyi öğrenmeden Avrupa takımlarının isimlerini, futbolcularını öğrenmeye başlamıştık. İlk isim İnter idi. Siyah – yeşil çizgili çirkin formaları ile sahaya çıkarlardı o zamanlar. İstanbul’da Avrupa devi denen takıma kafa tutarak 0 -0 berabere kalmış, İtalya’da ise Feyyaz’ın golüne rağmen 3 – 1 yenilmiştik bu deve.

90 -91 sezonunda ise gözümüz Malmö maçlarına çevrilmişti. O zamanki ismi ile Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ilk turunda deplasmanda bu takıma son dakikada gelen Recep röveşatası ile 3- 2 yeniliyorduk, evet kendi kalesine atmıştı. Yıllar sonra Feyyaz bu golü şöyle anlatmıştır: ‘ Recep, benim oda arkadaşımdı. Pek konuşmazdı, maçtan sonra odaya çekildik, ben televizyonu açtım, bir baktım televizyonda o akşam oynanan maçların özetleri var ve bizim Recep’in attığı gol gecenin golü seçilmiş.’ Yıllar sonra Recep bir inanılmaz golü de Milli Takım forması ile orta sahadan İsviçre’ye atacaktı. Bu sefer rakip kaleyeJ

Bu maçın rövanşı, yaşıt ve daha büyük Beşiktaşlılar tarafından ‘ Bir büyüğe değer’ olarak anlatılır. 2- 0 öne geçen Beşiktaş tam turu geçti diye sevinirken, maç 2- 2 olmuş ve Kara Kartal elenmiştir.

Hemen bir sene sonrasında 3 sene üst üste şampiyon olan ‘Harika Takım’ yine o eski ismi çok uzun olan Kupada bu kez günümüzde UEFA kupasında Trabzonspor’un rakibi olacak PSV ile eşleşmişti. İstanbul’da ilk maç 1–1 biterken ‘Kesin elendik’ denen takım, deplasman maçının henüz başında ‘Sarı Metin’ Tekin’in ceza sahasının dış sağ çaprazından yaptığı harika stop-jump shot vuruşu ile Dünyanın o zamanlar en iyi kalecilerinden Van Brukelen’i mağlup ederek öne geçiyor, bendeniz de o zamanki evimizin salonunda 7 tur tavaf atıyordum.
( Evdeki ilk Kâbe turumdur aynı zamanda, bu alışkanlık hala devam ettirilmektedir ) İlerleyen dakikalarda bir daha orta sahayı geçemeyen Beşiktaş inanılmaz Hollanda baskısına 2 kez yenilince yine eleniyor, bize Sarı Metin ile Şevval yengenin aşkı kalıyordu.

93 – 94 sezonuna geldiğimizde bu kez harika takım dağılmış, hafiften şikeci Galatasaray egemenliği ligde başlamış iken, Kara Kartal bu kez o eski zamanların müthiş deyimi ile 2 numaralı kupada, Kupa Galipleri Kupasında bir başka Uçan Hollandalı ( bkz. Karayip Korsanları ) Ajax ile eşleşiyordu. Avrupa’nın o zamanki Futbolcu fabrikası olan Ajax daha sonra her futbol severin tanıyacağı Jari Litmanen, Overmars, Frank Rijkaard, Van Der Sar, De Boer kardeşler ve benim favorimJ Finidi George’lu kadrosu ile mutlak favori çıktığı maçta Beşiktaş’ın ilk ve sadece o maç için giydiği mor Show TV forması yüzünden şaşırmış, henüz çocuk olan Sergen’in ara pasıyla Şifo kaleci ile karşı karşıya kalmış ve PSV maçı gibi koca maç boyunca orta sahayı topla geçtiğimiz tek anda golü atmıştık. Maçı anlatan o zamanların toy şimdilerin süper spikeri Ercan Taner abimizin uzun soluklu ‘Gol’ bağırışı hala kulaklarımda çınlar. Sonrasında bizi küçümseyen Ajax, kalemizi ablukaya almış, o zamanların meşhur kalecisi, şimdinin kaleci antrenörü olan Zafer abimiz, 82. dakikaya kadar 2. golü yememişti. Rövanşı ise sanırım hiç kimse hatırlamak istemez. Maçın hemen başında fuleli Oktay çaprazdan girmiş, kaleci ile karşı karşıya iken topu ayağına dolaştırmış, sonrasında ise aynı dolaştırmayı yapmayan Hollandalılar uçarak bize 4 gol atmışlar ve Beşiktaş yine elenmişti. O zamanlar defansın arkasına koşarak değil uçarak giden Overmars ve Litmanen’i gördüğümde meşhur cümlemi ilk kez kurmuştum. ‘ Bunlar futbolcu ise bizimkiler ne BabaJ’ Aynı cümleyi hala anı olarak her El Classico sonrası Türkiye ligine ithaf ederek kullanırımJ

Bu acı hatıralardan sonraki seneler daha çok Türk Hakemleri yetmedi, sıra Avrupalı hakemlerde dediğimiz, ‘Bizi Avrupalı hakemlere emanet ediniz.’ Dediğimiz cümlemizi bize hatırlatan maçların oynandığı yıllardı. İlki kuşkusuz, 95- 96 Şampiyonlar Ligi eleme maçı idi. Galatasaray ilk kez yeni adı nihayet konan Şampiyonlar Ligi’ne kalmış, onun ardından ikinci Türk takımı apoletini alma şansı ise bize doğmuştu. 95 sezonunu Daum önderliğinde Şampiyon kapatan takım Rahmetli ( toprağı bol olsun ) Cenk Koray sunumunda Kaleci Şener, Rıza ve Şifo ile şampiyonluk şarkılarını söylemiş, Dansöz Asena ise şampiyonluk dansını yapmıştı. ( Asena buradan sonra ünlü olmuştur ) Sıra Norveç temsilcisi Rosenborg’a gelmişti derken, bu kutlamaların acısını deplasmanda 3- 0 yenilerek almıştık. Rövanş öncesi iki Alman Daum ve Kuntz, bu takımı İstanbul’da boğarız derken, Kuntz’un kankası Alpay da Televole kameralarına ‘iiiii’ diye onay veriyordu. (bkz. Alpay’ın gülmesi )

Norveç’te kötü goller yiyen Aumann, vatandaş torpillisi olarak gene kaleye geçmiş, şampiyonluk şarkıları söyleyen Şener ise ‘sesi kötü’ diye yedekte bırakılmıştı. Maçın hemen başında Kuntz, mucize skorun müjdesini verirken, başta bahsettiğim o Fransız hakem Marc Batta ( ismini hiç unutmadım BattaJ ) çizgiyi geçen golümüzü vermemiş, üstüne üstlük hakeme itiraz eden Beşiktaşlılar arkayı unutunca kontra yakalanan savunma değil de,  ilk maçta olduğu gibi gene Aumann hatayı yaparak golü yemişti. Buna rağmen yılmayan Kartal skoru 3- 1 yapmış, 5 gole ihtiyacı varken bu kez de aynı hakem %100 penaltıyı çalmamış ve turu resmen Norveçlilere vermişti. Maç sonrası sevinen Norveçlilerin hocası maçtan sonra resmen hakeme teşekkür etmiş, bizim yöneticiler ise misafirperverlik örneği olarak ilgili hakem ve eşine İstanbul turu hediye etmişler, hatta bu tur da o zamanların meşhur magazini Televole’de yer almıştı. Ben ise, her daim en favori spikerim olan ve Beşiktaşlı olan Ercan Taner’in maç sonrası ‘Kara gömlekli, kara vicdanlı Fransız Hakem’ sözünü hiç unutmam. Bu laf bana hep ‘Hababam Sınıfı’ Kara Mahmut ile Şener Şen’li Veciii filmini hatırlatırJ

Bu maç Beşiktaşlılar için ‘Çok Koyan’ maçlar listesinde kesinlikle ilk sıralarda yer alır. Bununla beraber unutulmayacak Valeranga, Valencia maçları da vardır, ancak ey okur, çatlama, devamı sonrayaJ

Şimdilik,

Kalın Sağlıcakla,
22 Aralık 2011



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder