1980’li yılların sonunda, henüz çocukluk yıllarımdan aşina
olduğum, naçizane tribün marşları içerisinde yerini alan bir tezahürattır
başlığımız. Özellikle yıllarca Avrupa adı verilen arenadan boynu bükük ayrılan
hem Kulüp takımlarımız hem Mili takımımız için yazılan, her sözünde hem bir
başkaldırı hem de bir eziklik barındıran bir marş idi. İşte bu Türklerin ayak
sesleri, Türklerle kimse başa çıkamaz, Avrupa i… kolla kendini diye de devam ederdi.
O yıllarda başlayan maceradan bu yıllara birçok acı tatlı
anı transfer oldu. Bazı Kulüp takımlarımız inanılmaz başarılar kazanırken (
bkz. Galatasaray ) diğerleri idare etti, Milli Takımımız ise bir dönem altın
yıllarını yaşadı. ( 2002 Dünya Kupası )
Diğerlerinin maceraları başka bloglarda ele alınadursun, biz
gelelim ‘Beşiktaş kanserinin Avrupa maceralarınaJ’ 7 yaşında iken
başladı benim maceram takımımla. Hello, Ola demeyi öğrenmeden Avrupa
takımlarının isimlerini, futbolcularını öğrenmeye başlamıştık. İlk isim İnter
idi. Siyah – yeşil çizgili çirkin formaları ile sahaya çıkarlardı o zamanlar.
İstanbul’da Avrupa devi denen takıma kafa tutarak 0 -0 berabere kalmış,
İtalya’da ise Feyyaz’ın golüne rağmen 3 – 1 yenilmiştik bu deve.
90 -91 sezonunda ise gözümüz Malmö maçlarına çevrilmişti. O
zamanki ismi ile Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ilk turunda deplasmanda bu
takıma son dakikada gelen Recep röveşatası ile 3- 2 yeniliyorduk, evet kendi
kalesine atmıştı. Yıllar sonra Feyyaz bu golü şöyle anlatmıştır: ‘ Recep, benim
oda arkadaşımdı. Pek konuşmazdı, maçtan sonra odaya çekildik, ben televizyonu
açtım, bir baktım televizyonda o akşam oynanan maçların özetleri var ve bizim
Recep’in attığı gol gecenin golü seçilmiş.’ Yıllar sonra Recep bir inanılmaz
golü de Milli Takım forması ile orta sahadan İsviçre’ye atacaktı. Bu sefer
rakip kaleyeJ
Bu maçın rövanşı, yaşıt ve daha büyük Beşiktaşlılar
tarafından ‘ Bir büyüğe değer’ olarak anlatılır. 2- 0 öne geçen Beşiktaş tam
turu geçti diye sevinirken, maç 2- 2 olmuş ve Kara Kartal elenmiştir.
Hemen bir sene sonrasında 3 sene üst üste şampiyon olan
‘Harika Takım’ yine o eski ismi çok uzun olan Kupada bu kez günümüzde UEFA
kupasında Trabzonspor’un rakibi olacak PSV ile eşleşmişti. İstanbul’da ilk maç
1–1 biterken ‘Kesin elendik’ denen takım, deplasman maçının henüz başında ‘Sarı
Metin’ Tekin’in ceza sahasının dış sağ çaprazından yaptığı harika stop-jump
shot vuruşu ile Dünyanın o zamanlar en iyi kalecilerinden Van Brukelen’i mağlup
ederek öne geçiyor, bendeniz de o zamanki evimizin salonunda 7 tur tavaf
atıyordum.
( Evdeki ilk Kâbe turumdur aynı zamanda, bu alışkanlık hala
devam ettirilmektedir ) İlerleyen dakikalarda bir daha orta sahayı geçemeyen
Beşiktaş inanılmaz Hollanda baskısına 2 kez yenilince yine eleniyor, bize Sarı
Metin ile Şevval yengenin aşkı kalıyordu.
93 – 94 sezonuna geldiğimizde bu kez harika takım dağılmış,
hafiften şikeci Galatasaray egemenliği ligde başlamış iken, Kara Kartal bu kez
o eski zamanların müthiş deyimi ile 2 numaralı kupada, Kupa Galipleri Kupasında
bir başka Uçan Hollandalı ( bkz. Karayip Korsanları ) Ajax ile eşleşiyordu.
Avrupa’nın o zamanki Futbolcu fabrikası olan Ajax daha sonra her futbol severin
tanıyacağı Jari Litmanen, Overmars, Frank Rijkaard, Van Der Sar, De Boer
kardeşler ve benim favorimJ Finidi George’lu kadrosu ile mutlak favori çıktığı
maçta Beşiktaş’ın ilk ve sadece o maç için giydiği mor Show TV forması yüzünden
şaşırmış, henüz çocuk olan Sergen’in ara pasıyla Şifo kaleci ile karşı karşıya
kalmış ve PSV maçı gibi koca maç boyunca orta sahayı topla geçtiğimiz tek anda
golü atmıştık. Maçı anlatan o zamanların toy şimdilerin süper spikeri Ercan
Taner abimizin uzun soluklu ‘Gol’ bağırışı hala kulaklarımda çınlar. Sonrasında
bizi küçümseyen Ajax, kalemizi ablukaya almış, o zamanların meşhur kalecisi,
şimdinin kaleci antrenörü olan Zafer abimiz, 82. dakikaya kadar 2. golü
yememişti. Rövanşı ise sanırım hiç kimse hatırlamak istemez. Maçın hemen
başında fuleli Oktay çaprazdan girmiş, kaleci ile karşı karşıya iken topu
ayağına dolaştırmış, sonrasında ise aynı dolaştırmayı yapmayan Hollandalılar
uçarak bize 4 gol atmışlar ve Beşiktaş yine elenmişti. O zamanlar defansın
arkasına koşarak değil uçarak giden Overmars ve Litmanen’i gördüğümde meşhur
cümlemi ilk kez kurmuştum. ‘ Bunlar futbolcu ise bizimkiler ne BabaJ’
Aynı cümleyi hala anı olarak her El Classico sonrası Türkiye ligine ithaf
ederek kullanırımJ
Bu acı hatıralardan sonraki seneler daha çok Türk Hakemleri
yetmedi, sıra Avrupalı hakemlerde dediğimiz, ‘Bizi Avrupalı hakemlere emanet
ediniz.’ Dediğimiz cümlemizi bize hatırlatan maçların oynandığı yıllardı. İlki
kuşkusuz, 95- 96 Şampiyonlar Ligi eleme maçı idi. Galatasaray ilk kez yeni adı nihayet
konan Şampiyonlar Ligi’ne kalmış, onun ardından ikinci Türk takımı apoletini
alma şansı ise bize doğmuştu. 95 sezonunu Daum önderliğinde Şampiyon kapatan
takım Rahmetli ( toprağı bol olsun ) Cenk Koray sunumunda Kaleci Şener, Rıza ve
Şifo ile şampiyonluk şarkılarını söylemiş, Dansöz Asena ise şampiyonluk dansını
yapmıştı. ( Asena buradan sonra ünlü olmuştur ) Sıra Norveç temsilcisi
Rosenborg’a gelmişti derken, bu kutlamaların acısını deplasmanda 3- 0 yenilerek
almıştık. Rövanş öncesi iki Alman Daum ve Kuntz, bu takımı İstanbul’da boğarız
derken, Kuntz’un kankası Alpay da Televole kameralarına ‘iiiii’ diye onay
veriyordu. (bkz. Alpay’ın gülmesi )
Norveç’te kötü goller yiyen Aumann, vatandaş torpillisi
olarak gene kaleye geçmiş, şampiyonluk şarkıları söyleyen Şener ise ‘sesi kötü’
diye yedekte bırakılmıştı. Maçın hemen başında Kuntz, mucize skorun müjdesini
verirken, başta bahsettiğim o Fransız hakem Marc Batta ( ismini hiç unutmadım
BattaJ
) çizgiyi geçen golümüzü vermemiş, üstüne üstlük hakeme itiraz eden
Beşiktaşlılar arkayı unutunca kontra yakalanan savunma değil de, ilk maçta olduğu gibi gene Aumann hatayı
yaparak golü yemişti. Buna rağmen yılmayan Kartal skoru 3- 1 yapmış, 5 gole
ihtiyacı varken bu kez de aynı hakem %100 penaltıyı çalmamış ve turu resmen
Norveçlilere vermişti. Maç sonrası sevinen Norveçlilerin hocası maçtan sonra
resmen hakeme teşekkür etmiş, bizim yöneticiler ise misafirperverlik örneği
olarak ilgili hakem ve eşine İstanbul turu hediye etmişler, hatta bu tur da o
zamanların meşhur magazini Televole’de yer almıştı. Ben ise, her daim en favori
spikerim olan ve Beşiktaşlı olan Ercan Taner’in maç sonrası ‘Kara gömlekli,
kara vicdanlı Fransız Hakem’ sözünü hiç unutmam. Bu laf bana hep ‘Hababam
Sınıfı’ Kara Mahmut ile Şener Şen’li Veciii filmini hatırlatırJ
Bu maç Beşiktaşlılar için ‘Çok Koyan’ maçlar listesinde
kesinlikle ilk sıralarda yer alır. Bununla beraber unutulmayacak Valeranga,
Valencia maçları da vardır, ancak ey okur, çatlama, devamı sonrayaJ
Şimdilik,
Kalın Sağlıcakla,
22 Aralık 2011
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder