Neşet Ertaş ustanın nadide eserlerinden birisidir ‘Neredesin
Sen’ türküsü. İş-güç, koşturmaca derken bir baktım uzak kalmışım blogger
kariyerimdenJ
En son yazımı 21 Kasım’da Galatasaray derbisinden sonra yazdığımı görünce ve
siz değerli okuyucularımın özlemlerini hissedince ( 6. hissim fena kuvvetlidir J
) aklım başıma geldi, bu uzaklığa artık bir son vereyim dedim.
Önce gündem diyelim o zaman. 3 Temmuz 2011 günü başlayan ve
şu ana kadar Futbolun üstüne, gün itibari ile İstanbul’un üstüne çöken kara
bulutlar gibi çöken sözde ‘Şike Soruşturması’nın’ Beşiktaş ayağı, en başından
beri umutla beklediğimiz ve her zaman söylediğimiz gibi ‘Şerefinizle Oynayın,
Hakkınızla Kazanın’ mottosu ile sona erdi ve Beşiktaş’ın çocukları Serdal
Adalı, Tayfur Havutçu ve Ahmet Ateş serbest bırakıldılar. Tabii ki daha
gereksiz bir Mahkeme aşaması olacak, ancak kayıtlardaki telefon görüşmelerinde
‘Şey’ lafından başka bir şeyin geçmediği ‘İddianame’den’ olumsuz bir ceza
çıkmayacağını bizimle ilgili 15 sayfayı okuyan herkes rahatlıkla anlayabilir.
Bu 15 sayfada en çok dikkatimi çeken savunma ise tabii ki
Yıldırım Demirören’e aitti. Her daim Başrol oyuncusu olmayı kafasına koyan
Yıldırım Başgan’ a karşı Serdal Beyin eğer gerçekten böyle bir şey varsa ( ki
ben yerinde olsam kesinlikle kızardım ) Yıldırım’a
olan kırgınlığının sebebi bu savunma metninde çok açıkça belirtilmektedir.
Savunmada dikkat çeken cümleler şöyle; ‘Ben bu futbolcuların transferinden
bihaberdim, ben zaten transferle ilgilenmem’ ile ‘ Ben İskender Alın’ı tanımam,
kim olduğunu bilmem’. Birinci cümlenin meali, ortada suç varsa ben bilmem, hiç
ilgilenmedim iken, ikinci cümlenin meali, bu blogda her zaman belirttiğim gibi
ne kadar ‘başarılı’ bir başkanımız olduğunu göstermektedir. Beyimiz, geçen sene
ligde oynanan 2 maçta da bize gol atan İBB forvet oyuncusunu tanımamaktadırJ
Aradan geçen bir haftada serbest kalan arkadaşlarımıza
sevinmemiz sürerken, olay gene detaylara geldi maalesef ve gündem bir anda
Tayfur – Carvalhal değişikliğine döndü. Sezon başındaki planlamada ikilinin
beraber çalışacağı göz önüne alınacak olursa, aslında çözüm o kadar da uzak ve
zor gözükmüyor. ( yazı yazımından 1 gün sonra çözüm bulundu, Tayfur sezon
sonuna kadar Genel direktör oldu, Carvalhal takımı çalıştırmaya devam edecek. )
Gelelim boşlukta oynanan müsabakalara. Avrupa Liginde
Karakartalımız, deplasmandaki Maccabi maçında değil de evinde Kiev maçında puan
kaybeden ve İstanbul’a 2. takımını getiren, aynı zamanda yanlış hava alanına
inerek tarih yazan burnu büyük Stoke denen takımı penaltı kırmızı karttan sonra
evire çevire yenince, Futbol, Basketbol, Hentbol yazımın sonunda yapmış olduğum
gruptaki puan hesaplarını harfiyen uygulayarak grup lideri olarak UEFA
kuralarına katıldı. Bundan önce ise bu sayfalarda çokça eleştirdiğim, geçen
seneki performansından çok uzak olan Q7, İsrail deplasmanında tek başına maç
alırken, arkadaşları Q7 daha da büyüsün diye iki tane hediye gol yiyerek
bizleri ekran başında gene ‘kanser’ etmişlerdi. Bu maçta en çok konuşulan sahne
ise son dakikada çalımlarla resital yapan Q7 kaleye ve gole giderken yerde
bacağı havada yatan Maccabili futbolcu idi.
Kura çekiminde ise geçen senenin finalisti Portekizli Braga
ile eşleşmemiz oldukça ‘romantik’ bir eşleşme oldu. Carvalhal’in Braga’da
doğmuş, büyümüş olması, Futbola bu takımda başlaması ve ayrıca bu takımı teknik
direktör olarak çalıştırması kadar, takımımızda bulunan ‘Portekiz Çetesi’ için
de evlerine güzel bir yolculuk olacak. Şimdilik en önemli ayrıntılardan biri de
Braga takımının iki tarafı dağ ve yamaçlardan oluşan stadı oldu.
Her Avrupa kura çekimine deplasmanda maç seyretmek için yurt
dışı seyahati amacı ile bakan bendeniz ise, Braga’yı elememiz halinde karşımıza
çıkacak olan Lazio – Atletico Madrid eşleşmesinden hiç memnun kalmadığımı
belirtmeliyim. Braga karşısında şanslar Mustafa Hoca’ma sevgilerimle %51 bizde
iken, bir sonraki eşleşmede ‘ Futbol Şansı’ için Allaha yakarmamız gerekeceği
aşikârdır. Burada da ‘dişe diş, kana kan, intikam’ tezahüratı arasında ben
Lazio seçeneğini işaretlerim. ( bkz. 2003 UEFA kupası çeyrek finali ) Faşist
tribünleri ile ünlü mavilere karşı anarşist tribünleri ile ( Çarşı ) siyah
beyazlıların eşleşmesi bu açıdan da ilginç olacaktır.
‘Anamızın ligine’ döndüğümüzde, ezdiğimiz ancak
yıkamadığımız Galatasaray bizim maçtan sonra ligde 5 de 5 yaparken, biz ise
liderlik hesapları yaptığımız bu periyotta son 2 hafta beraberlikleri ile 5
maçta 11 puan topladık.
Maçları irdeleyecek olursak, Trabzon deplasmanı Galatasaray
derbisinden sonra olması ve Maccabi maçından da önce olması ile çok önemli bir
müsabaka idi. Trabzon – İnter maçını yerinde gözlemleyen Carvalhal, eksik
kadromuzu defans önünde Toraman seçeneği ile tamamlayarak, tek gol şansı Burak
olan Karadeniz ekibini kilitledi. İlk kez Q7’yi neredeyse serbest oynatan
Carvalhal bunun karşılığını mükemmel bir performansla geri aldı. Maç boyu
Tolga’ya takılan Q7, sonlara doğru gelen penaltı ile işi bitirdi ve 3 puanı
bize yazdırdı. Bunu yaparken aşırı gol sevinci gösterdiğinden kart görünce Ordu
maçında cezalı duruma düştü. Maçın en dikkat çeken yönü, Burak Yılmaz’ın
anlamsız hareketleri idi. Bu huyları ile giderek Emre’ye benzemeye başlayan
Burak, bundan bir an önce sıyrılıp, sadece futbola konsantre olursa takımını da
yeniden taşımaya başlayabilir.
‘Fuck u Eboue’ bağırışlarını Maymun diye çeviren TFF cezası
yüzünden Antalya’da oynanan maçta ise, Beşiktaş 3 gün önce İsrail’de alınan son
dakika galibiyeti nedeni ile moralli olarak Orduspor karşısına çıktı. Veli
atana kadar sahada uyutan maç, Ordu’dan Culio’nun saçma şutunun Cenk tarafından
yine saçma karşılanması ile canlandı. Cenk aynı golü bire bir İsrail
deplasmanında da yemişti. Hala büyüyecek! Neyse ki Digitürk spikeri deyimi ile
‘Altın Kafa’ Ernst golü attı da 3 puan yine bize geldi.
Antalya’dan Manisa’ya geçen takım, ligin formda ekiplerinden
Tarzanlar’ı Q7 frikiği ve Pektemek deparı ile sürklase ederek 4 gollü bir
galibiyet alırken, bu maçta maalesef formda Q7’yi ise sakatlık müptelasına
bırakıyordu.
Belalımız İBB karşısına eksik bir kadro ile çıkan siyah
beyazlılar, 70. dakikaya kadar yine uyuttuğu maçta Pektemek şans golü ile öne
geçiyor, ancak liderlik geldi derken 86. dakikada beraberliği veriyor ve 2
puanı bırakıyordu.
Samsun deplasmanında ise 15 haftada 9 gol atan rakipten ilk
golü yiyen Beşiktaş, 76. dakikada kendisine geliyor, 1 puanı kurtardıktan sonra
3 puan için saldırıyor, ancak süre buna müsaade etmiyordu. Bari bu maçta sadece
Sivok – Sidnei değil, biraz daha fazla rotasyon yapsaydık. Aynı hatayı
Carvalhal Gençlerbirliği maçında da yapmış ve 2 gollü önde girdiğimiz devrenin
ardından maçı 4–2 kaybetmeyi başarmıştık.
28 günlük yazı aralığında Beşiktaş takımının 5 lig, 2 Avrupa
kupası, toplam 7 maç yaptığını düşündüğümüzde hali hazırda bulunulan pozisyonun
fena olmadığını düşünmekle beraber, sezon sonu için pek bir ışık olduğunu
söyleyemiyorum. Hatırlayınız, geçen sene de Beşiktaş 14 puanlık farka rağmen,
ilk devre sonunda Simao ve Almeida transferleri ile Şampiyonluk demiş, lige
erken havlu atarken, bir de Avrupa semalarında Kiev hezimeti yaşamış idi.
Dolayısı ile bugün gelinen noktada, sezonun geçen seneden daha iyi ya da daha
kötü biteceğini iddia edebilmek mümkün olmasa da, yorgunluk yüzünden oynanan
futbola bakarak pek de ışık vermediğimizi itiraf etmek gerekir.
Her şeye rağmen ‘İnadına
Beşiktaş’
Kalın Sağlıcakla,
19 Aralık 2011
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder