28 Aralık 2011 Çarşamba

NEREDESİN SEN


Neşet Ertaş ustanın nadide eserlerinden birisidir ‘Neredesin Sen’ türküsü. İş-güç, koşturmaca derken bir baktım uzak kalmışım blogger kariyerimdenJ En son yazımı 21 Kasım’da Galatasaray derbisinden sonra yazdığımı görünce ve siz değerli okuyucularımın özlemlerini hissedince ( 6. hissim fena kuvvetlidir J ) aklım başıma geldi, bu uzaklığa artık bir son vereyim dedim.

Önce gündem diyelim o zaman. 3 Temmuz 2011 günü başlayan ve şu ana kadar Futbolun üstüne, gün itibari ile İstanbul’un üstüne çöken kara bulutlar gibi çöken sözde ‘Şike Soruşturması’nın’ Beşiktaş ayağı, en başından beri umutla beklediğimiz ve her zaman söylediğimiz gibi ‘Şerefinizle Oynayın, Hakkınızla Kazanın’ mottosu ile sona erdi ve Beşiktaş’ın çocukları Serdal Adalı, Tayfur Havutçu ve Ahmet Ateş serbest bırakıldılar. Tabii ki daha gereksiz bir Mahkeme aşaması olacak, ancak kayıtlardaki telefon görüşmelerinde ‘Şey’ lafından başka bir şeyin geçmediği ‘İddianame’den’ olumsuz bir ceza çıkmayacağını bizimle ilgili 15 sayfayı okuyan herkes rahatlıkla anlayabilir.

Bu 15 sayfada en çok dikkatimi çeken savunma ise tabii ki Yıldırım Demirören’e aitti. Her daim Başrol oyuncusu olmayı kafasına koyan Yıldırım Başgan’ a karşı Serdal Beyin eğer gerçekten böyle bir şey varsa ( ki ben yerinde olsam kesinlikle kızardım )  Yıldırım’a olan kırgınlığının sebebi bu savunma metninde çok açıkça belirtilmektedir. Savunmada dikkat çeken cümleler şöyle; ‘Ben bu futbolcuların transferinden bihaberdim, ben zaten transferle ilgilenmem’ ile ‘ Ben İskender Alın’ı tanımam, kim olduğunu bilmem’. Birinci cümlenin meali, ortada suç varsa ben bilmem, hiç ilgilenmedim iken, ikinci cümlenin meali, bu blogda her zaman belirttiğim gibi ne kadar ‘başarılı’ bir başkanımız olduğunu göstermektedir. Beyimiz, geçen sene ligde oynanan 2 maçta da bize gol atan İBB forvet oyuncusunu tanımamaktadırJ

Aradan geçen bir haftada serbest kalan arkadaşlarımıza sevinmemiz sürerken, olay gene detaylara geldi maalesef ve gündem bir anda Tayfur – Carvalhal değişikliğine döndü. Sezon başındaki planlamada ikilinin beraber çalışacağı göz önüne alınacak olursa, aslında çözüm o kadar da uzak ve zor gözükmüyor. ( yazı yazımından 1 gün sonra çözüm bulundu, Tayfur sezon sonuna kadar Genel direktör oldu, Carvalhal takımı çalıştırmaya devam edecek. )

Gelelim boşlukta oynanan müsabakalara. Avrupa Liginde Karakartalımız, deplasmandaki Maccabi maçında değil de evinde Kiev maçında puan kaybeden ve İstanbul’a 2. takımını getiren, aynı zamanda yanlış hava alanına inerek tarih yazan burnu büyük Stoke denen takımı penaltı kırmızı karttan sonra evire çevire yenince, Futbol, Basketbol, Hentbol yazımın sonunda yapmış olduğum gruptaki puan hesaplarını harfiyen uygulayarak grup lideri olarak UEFA kuralarına katıldı. Bundan önce ise bu sayfalarda çokça eleştirdiğim, geçen seneki performansından çok uzak olan Q7, İsrail deplasmanında tek başına maç alırken, arkadaşları Q7 daha da büyüsün diye iki tane hediye gol yiyerek bizleri ekran başında gene ‘kanser’ etmişlerdi. Bu maçta en çok konuşulan sahne ise son dakikada çalımlarla resital yapan Q7 kaleye ve gole giderken yerde bacağı havada yatan Maccabili futbolcu idi.

Kura çekiminde ise geçen senenin finalisti Portekizli Braga ile eşleşmemiz oldukça ‘romantik’ bir eşleşme oldu. Carvalhal’in Braga’da doğmuş, büyümüş olması, Futbola bu takımda başlaması ve ayrıca bu takımı teknik direktör olarak çalıştırması kadar, takımımızda bulunan ‘Portekiz Çetesi’ için de evlerine güzel bir yolculuk olacak. Şimdilik en önemli ayrıntılardan biri de Braga takımının iki tarafı dağ ve yamaçlardan oluşan stadı oldu.

Her Avrupa kura çekimine deplasmanda maç seyretmek için yurt dışı seyahati amacı ile bakan bendeniz ise, Braga’yı elememiz halinde karşımıza çıkacak olan Lazio – Atletico Madrid eşleşmesinden hiç memnun kalmadığımı belirtmeliyim. Braga karşısında şanslar Mustafa Hoca’ma sevgilerimle %51 bizde iken, bir sonraki eşleşmede ‘ Futbol Şansı’ için Allaha yakarmamız gerekeceği aşikârdır. Burada da ‘dişe diş, kana kan, intikam’ tezahüratı arasında ben Lazio seçeneğini işaretlerim. ( bkz. 2003 UEFA kupası çeyrek finali ) Faşist tribünleri ile ünlü mavilere karşı anarşist tribünleri ile ( Çarşı ) siyah beyazlıların eşleşmesi bu açıdan da ilginç olacaktır.

‘Anamızın ligine’ döndüğümüzde, ezdiğimiz ancak yıkamadığımız Galatasaray bizim maçtan sonra ligde 5 de 5 yaparken, biz ise liderlik hesapları yaptığımız bu periyotta son 2 hafta beraberlikleri ile 5 maçta 11 puan topladık.

Maçları irdeleyecek olursak, Trabzon deplasmanı Galatasaray derbisinden sonra olması ve Maccabi maçından da önce olması ile çok önemli bir müsabaka idi. Trabzon – İnter maçını yerinde gözlemleyen Carvalhal, eksik kadromuzu defans önünde Toraman seçeneği ile tamamlayarak, tek gol şansı Burak olan Karadeniz ekibini kilitledi. İlk kez Q7’yi neredeyse serbest oynatan Carvalhal bunun karşılığını mükemmel bir performansla geri aldı. Maç boyu Tolga’ya takılan Q7, sonlara doğru gelen penaltı ile işi bitirdi ve 3 puanı bize yazdırdı. Bunu yaparken aşırı gol sevinci gösterdiğinden kart görünce Ordu maçında cezalı duruma düştü. Maçın en dikkat çeken yönü, Burak Yılmaz’ın anlamsız hareketleri idi. Bu huyları ile giderek Emre’ye benzemeye başlayan Burak, bundan bir an önce sıyrılıp, sadece futbola konsantre olursa takımını da yeniden taşımaya başlayabilir.

‘Fuck u Eboue’ bağırışlarını Maymun diye çeviren TFF cezası yüzünden Antalya’da oynanan maçta ise, Beşiktaş 3 gün önce İsrail’de alınan son dakika galibiyeti nedeni ile moralli olarak Orduspor karşısına çıktı. Veli atana kadar sahada uyutan maç, Ordu’dan Culio’nun saçma şutunun Cenk tarafından yine saçma karşılanması ile canlandı. Cenk aynı golü bire bir İsrail deplasmanında da yemişti. Hala büyüyecek! Neyse ki Digitürk spikeri deyimi ile ‘Altın Kafa’ Ernst golü attı da 3 puan yine bize geldi.

Antalya’dan Manisa’ya geçen takım, ligin formda ekiplerinden Tarzanlar’ı Q7 frikiği ve Pektemek deparı ile sürklase ederek 4 gollü bir galibiyet alırken, bu maçta maalesef formda Q7’yi ise sakatlık müptelasına bırakıyordu.

Belalımız İBB karşısına eksik bir kadro ile çıkan siyah beyazlılar, 70. dakikaya kadar yine uyuttuğu maçta Pektemek şans golü ile öne geçiyor, ancak liderlik geldi derken 86. dakikada beraberliği veriyor ve 2 puanı bırakıyordu.

Samsun deplasmanında ise 15 haftada 9 gol atan rakipten ilk golü yiyen Beşiktaş, 76. dakikada kendisine geliyor, 1 puanı kurtardıktan sonra 3 puan için saldırıyor, ancak süre buna müsaade etmiyordu. Bari bu maçta sadece Sivok – Sidnei değil, biraz daha fazla rotasyon yapsaydık. Aynı hatayı Carvalhal Gençlerbirliği maçında da yapmış ve 2 gollü önde girdiğimiz devrenin ardından maçı 4–2 kaybetmeyi başarmıştık.

28 günlük yazı aralığında Beşiktaş takımının 5 lig, 2 Avrupa kupası, toplam 7 maç yaptığını düşündüğümüzde hali hazırda bulunulan pozisyonun fena olmadığını düşünmekle beraber, sezon sonu için pek bir ışık olduğunu söyleyemiyorum. Hatırlayınız, geçen sene de Beşiktaş 14 puanlık farka rağmen, ilk devre sonunda Simao ve Almeida transferleri ile Şampiyonluk demiş, lige erken havlu atarken, bir de Avrupa semalarında Kiev hezimeti yaşamış idi. Dolayısı ile bugün gelinen noktada, sezonun geçen seneden daha iyi ya da daha kötü biteceğini iddia edebilmek mümkün olmasa da, yorgunluk yüzünden oynanan futbola bakarak pek de ışık vermediğimizi itiraf etmek gerekir.

Her şeye rağmen ‘İnadına Beşiktaş’

Kalın Sağlıcakla,
19 Aralık 2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder