22 Eylül 2011 Perşembe

OLASILIKSIZ


Okuyanlar mutlaka hatırlayacaklardır. Adam Fawer tarafından yazılmış ve 2005 yılında yayımlanmış bilim kurgu romanıdır. En iyi roman kategorisinin de aralarında olduğu çok sayıda ödül kazanmıştır.

Olasılık bir şeyin olmasının veya olmamasının matematiksel değeri veya olabilirlik yüzdesi, değeridir. XVII. Yüzyıl'ın ikinci yarısında Blaise Pascal ve Pierre de Fermat tarafından matematiksel olarak incelenmeye başlanması ile olasılık sözcüğü modern anlamına doğru bir yol almıştır. Matematiksel modern olasılık kuramının geliştirilmesi XIX. Yüzyıl'da başlamıştır.

Futbol ile ne alakası var diyenleri duyar gibiyim. Dün akşam İnönü Stadı’nda sahne alan mücadelede aslında bu kavramın en ince ayrıntılarını görebiliriz. Siz eğer bir atak oyuncusu iseniz, çalım atarken bilirsiniz ki topu kaptırsanız bile arkanızda rakibin direkt kaleye gitmesini engelleyecek bir sürü arkadaşınız vardır. Dolayısı ile olasılık teorisine göre ileride kaptırılan bir topun kalenizde gol olma şansı düşüktür. Ancak, dün akşamki maçta da olduğu gibi eğer siz kaleci iseniz ve akıl almaz bir şekilde kalenizi boşaltıp ileri hamle yaparsanız kalenizde gol olma şansı bırakın olasılık teorisini ‘Ahmet Abi’nin kahvehanesindeki’ her futbol severinde bileceği üzere oldukça yüksek bir şanstır.

Futbol kolay bir oyundur aslında. İnsanların futbolu sevmesinin en büyük nedeni de içinde barındırdığı olasılıklar ve değişkenlerdir. Maç 1–1 olduktan sonraki 10 dakikalık oyunu hatırlayalım mesela, tüm Beşiktaşlı futbolcular ellerinden alınmış oyuncak misali sağa sola saldıran çocuklar gibiydiler. Konsantrasyonları kaybolmuştu, bunun da tek nedeni psikoloji idi. Dolayısı ile siz eğer bir kaleci iseniz, yaptığınız basit bir hatanın tüm takımın ahengini bozacağını bilmek zorundasınız.

Cenk kardeşimiz duyarsa eğer, geçen sene yakaladığı ‘ Geleceğin en iyi kalecisi ‘ etiketi ile Denizlispor’da da olduğu gibi kendisine aşırı bir güven duyuyor. Maç öncesi, gol anı, maç sonrası kamera görüntülerinde yakın planda hep kafası yukarıda sert bakışlarla kendisine olan özgüveni ortaya koyuyor. Bu bir kaleci için müthiş bir artı olmakla beraber, aynı zamanda müthiş bir eksi de, aynen Beşiktaş gibi, siyah ve beyazın yan yana durması gibi.

Geçen sene Hakan’ın başına gelenler gibi bir film gibi varken önünde, henüz sezon başında Cenk’e hatırlatılması gereken en önemli şey, özgüven kadar güzel bir kelime olan ‘ihtiyat’. Bunu da yapacak tek kişi, Mustafa Pektemek gol demek diyerek ona yol gösteren Rüştü abisi olacaktır.

Son bir laf da tabii ki Carlos Carvalhal’e. Olasılık teorisine göre sahada ve saha dışında daha favori, daha iyi olan bir takımın teknik direktörü oyunu da çok iyi okuma özelliklerine daha da fazlası bu okumayı anlık değişkenlerle sahaya yansıtmak zorundadır. Kilitlenen oyunda 30 dakika boyunca kendi sahasında yıldızları kaymış bir Ankaragücü karşısında siz oyun pozisyonlarında kısa süreli şok değişikliklere gitmek için beklerseniz, oyunu maalesef rakibin ellerine bırakırsınız. Simao’yu 10 numaraya, Q7’yi kendisini zorlayacak Uğur yerine Ankara’nın yumuşak karnı Güven’in karşısına sürmek için 30 dakika beklemek Beşiktaş’ın ilk golünün de geç gelmesine sebep verir.

Yine 4–3–3 ile 4–2–3–1 arasında karar vermeden sürekli Necip – Aurelio – Fernandes ile oynamak da her maçta tutmayacaktır. Bu 3 oyuncu da topu ileri taşımakta maalesef Maccabi maçındaki gibi etkili olmadılar çünkü karşılarındaki takım 11 kişi topun arkasında bekleyen ve Kağan- Weeks- Bilal- Hürriyet gibi sizin oyuncularınızı karşılamayı bekleyen bir takım sürmüştü sahaya. En azından böyle bir maçta ben Carvalhal’den Alves hamlesini beklerdim hele ki müzmin Disko Kralı Guti kadroda bile yokken. Bu tip bir maç böyle genç bir yeteneğin kendisini ispat edebileceği bir maç olabilirdi. Zaten yine 1 – 1’den sonra kendisi de yine neredeyse 60 dakika geç kalarak Pektemek’i sahaya sürüp takımın hücum anlayışını değiştirdi.

Beşiktaş taraftarına gelince, bizim için yine klasik bir Beşiktaş maçı oldu. Kolay giden maçı önce kahra sonra sevince dönüştürmek sadece Dünyanın en büyük taraftarına yapılacak bir işkencedir herhalde. Babamın dediği gibi ‘Rahat bir Beşiktaş maçı izlemek haram bizlere.’

Kalın Sağlıcakla, 

Ali İnanç İnal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder