Sözde-güzel bir İstanbul derbisi için yazımı yazmadan önce
başlık konusunda çok düşündüm, sonra da maçla da ilgili olması açısından ‘Mozart’ın’
bile mezarında takla attığı, ‘Nasıl olur da bu eseri ben yaratamam’ diye dövündüğü,
gelmiş geçmiş en yaratıcı tribün marşını uygun gördüm. Sebebi de ilgili marşın
yaratıcılığı gibi Galatasaray ve Fatih Terim ile Beşiktaş ve Carvalhal’in de
aynı yaratıcılığa sahip olmaları tabii ki de, inananaJ
Açıkçası bu maç için çok önceden kampa girmiştim. Yoğun maç
trafiği nedeni ile ( thanks to TFF ) takımım gibi ben de haftada 3 maç, 15
günde 6 maç yapınca dürüst olmak gerekirse yorulmuş, bitap düşmüştüm. Ancak,
beni çok da enterese etmeyen Milli Takım arası nedeni ile dinlenince taraftar olarak
ben de kendime geldim bir nevi. Maç öncesi içimde yanan ateşi söndürmem mümkün
olmadığından, çevremdeki insanların fark edebileceği şekilde sağlam bir heyecan
kaplamıştı bünyemi, hele ki maçtan bir gece önce kankamın cep telefonuma
göndermeye başladığı ‘saygılı’ Galatasaray aleyhindeki Beşiktaş marşları ile
bünyem bir derbiye daha hazır hale gelmişti.
Ayamama deresinin coşması ve aynı günlerde evde yatak döşek
yatarak izlediğim bir ‘Rüştü’ faciası olan 3-0’lık mağlubiyetten bu yana sarı
kırmızılılara karşı üstünlük kurmamızdan, son 15 yılda İnönü semalarında rakibe
sadece 1 kez o da ‘Hasan Kabze’ mucizesi ile kaybetmemizden mütevellit ( her ne
kadar ‘İstatistik rakamsal bir yalandır’ mottosu ile hareket eden birisi olsam
da ) derbiye rahat olarak hazırlandığımı söyleyebilirim. Kız arkadaşımı
Bilyoner’den ‘ Topla parayı bas Beşiktaş’a’ diye telkin edip, ailemizin damadı
Galatasaraylı Güneş’i ve onun sayesinde Galatasaraylı olan kardeşimi ‘tecavüz
olur’ diye yatıştırıp, maç öncesi sadıcım ve kankamla da ‘Hepimizin altıncı
hissi fark olur diyor, ne iş’ muhabbetini yaptıktan sonra Lig TV ve maç saati
için artık hazırdım.
Ancak, maç öncesi olan tüm agresifliğim, kendimden emin
tavırlarım, 89 yılındaki derbilerde sokaklarda televizyon spikerinin arkasında
duran taraftarlar gibi ellerimle ‘5’ işareti yapan şımarıklığım, kısacası
içimdeki her şey Q7’nin çirkin hatta sanırım sarı-kırmızı kramponlarını görünce
ve ısınırken ‘ortada sıçan’ oynarken topu kaptırınca ‘ortaya girmem, ben
mızıkçıyım’tavırları arasında sakatlandım numarası yapması ile son buluverdi. O
andan maçın 20. dakikasına kadar neredeyse tepkisiz, sessiz bir şekilde maçı
izledim. Komşular bile bir ara kapıyı çaldılar, ‘İnanç Bey iyi misiniz diye’. Kapıcı
çöpü almaya geldi, tamamJ
Tam bana ne oldu ya derken 20 dakikadır sahasında topun
arkasında bekleyen, rakibinin top çevirmesini izleyen, rakibin de ‘Vay be ne
takımız biz, ilk 20 dakikada topla oynamada kesin üstünüz’ edasını sadece
seyreden Beşiktaş o dakikadan itibaren biraz önde basmayı akıl edince ortaya 25
dakikalık bir saldırı çıktı. Sağlı sollu gelen Beşiktaş ile bendeniz de kendime
geldim, 2 top direkte patladı, ben de yerimden zıpladım, ancak maalesef İstinye
Park’ta gördüğümde ‘Bebeymiş bu ya’ dediğim Muslera ve FM ( Football Manager ) mucizesi
Semih Kaya iki başlarına bizi durdurmayı başardılar.
İkinci yarının başında Lig Tv’nin yeni icadı ‘ En iyi teknik
adam seyircidir’ manalı ‘SMS yiyici’ yeniliği ile ‘Oyuna kim girsin kim çıksın
size soruyoruz’ anketinden çıkan sonuçları İmparator Fatih Terim de soyunma
odasından izleyince, ilk yarıda sağ kanatta Q7 karşısında otobandaki Murat 124
ile Ferrari gibi olan Ayhan Akman oyundan çıkıp, en azından aynı otobanda
Mercedes olabilecek muadili Sabri oyuna girdi. Bu değişiklik hem Fatih Terim’i
kendi seyircisi gözünde bir kez daha İmparator yaptı, Kahvedeki Fikret Amcayı ‘
Görüyon mu benim dediğimi yaptı’ dedirtti, hem de Beşiktaş tribünlerinin olası
gelebilecek ilk gol sonrası Ayhan Akman adına bestelediği güzelim eserin
söylenmesine mani oldu. ( bkz: suç sende değil seni doğuran anada)
Bizim tarafta ise Carvalhal klasik 60. dakika değişikliği
için Necip’i kenara ısınma amacı ile yollarken Sabri üst üste gelen maçlardan
dolayı ‘uf oldu’ ve GS için mecburi taktik değişikliği geldi. Oyuna giren Necip
ile Beşiktaş hareketlenince ( Melo’dan 1 dakikada kaptığı 2 top ) Beşiktaş bu
sefer bu işi bitirdi söylemi ise aynı Necip’in 5 dakika sonra sakatlanması ile
son buldu.
Bundan sonrası ise başlık temalı oldu. İki büyük takım adeta
bu seneki profillerini sahaya yansıtırcasına ‘Bizden cacık olmaz’ anlamında bir
Futbol oynarlarken, Delgado’yu 3 sene önce İngilizce bilmediği için oyundan
atan Çakır Cüneyt lakaplı, günümüzün Avrupa’da bile değeri anlaşılan ( nasıl
olduğunu kimse bilmiyor ) hakemi maçın yine önüne geçercesine saçma düdüklerle
vizyona çıkıverdi.
İngiltere liginde oynarken 1 metre ötesindeki
seyircilerden görmediği ilgiyi İnönü tribünlerinden gören Eboue, takriben yine 1 metre ötesine düşen su
şişesini kafasına gelmiş gibi aksettirince tribünlerden ‘And the Oscar goes to’
cümleleri ile birlikte sinemalarımızda çevirisi ‘Lanet olsun’ olan kelimeler duyulmaya
başladı. Bu şenliğe ‘İngiltere 3. lig topçusu, ancak Milli takımın değişmezi’
Lafım sana Kazım ile, 28 yaşında olup Trabzonspor’da rotasyon topçusu ama Sarı-
Kırmızılarda kurtarıcı rolündeki Baytar Engin de katılınca ortaya tam
‘Çerezlik’, bol küfürlü, bol yabancı maddeli bir Amerikan filmi çıktı.
Sonuçta Avrupalı Cüneyt düdüğü çaldı da, başlıktaki marş
gibi rezil olan derbi son buldu, bize de maç öncesi heyecanımız kaldı sadece. Maç
sonrası yansımadı kameralara ama Fatih Terim ile Cüneyt Çakır arasında güzel
bir diyalog geçti. Cüneyt dedi ‘ I stop game, match is good’ Terim dedi ‘ I do
not want to see the back, I wanna see the front’
Sadede gelirsek, bence Fenerbahçe ve Trabzonspor Play-off
denen saçmalığa kesin katılırlar, benim tahminim her ne kadar şimdiye kadar
yanılsam da Bursaspor’un da bu gruba katılacağıdır, ancak en başından beri
söylediğim gibi ya GS ya da biz bu saçmalığın dışında kalacağız. Galatalıları
yorumlamak bana düşmez, zaten pek sevmem de kendilerini, ancak takımım adına
söylemeliyim ki Guti gittiğine göre, Fernandes de olmayacaksa bir an önce o
bölgede Veli, Ernst, Necip gibi koşan ama topu ileriye taşıyan, 3. bölgede de
daha yetenekli top dağıtan bir kişiye kesinlikle ihtiyacımız var.
Q7, ligde oynanan 11 resmi maç, Avrupa Liginde oynanan 6
resmi maç geride kalmasına rağmen hala gol atamamıştır. İşi gol atmak değil ki
diyenler için ekleyeyim, aynı maçlarda yaptığı asist sayısı üçtür. ( rakam ile
3)
65. dakikada soyunan binlerce Beşiktaşlının dediği gibi
‘üşüyorum be blog, hatta donmak üzereyim ama haberim yok’ İşte Beşiktaş da
bundan hallice!
Kalın Sağlıcakla,
21 Kasım 2011
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder