21 Kasım 2011 Pazartesi

SALDIR CİMBOM OK LET’S GO OLEYYYY


Sözde-güzel bir İstanbul derbisi için yazımı yazmadan önce başlık konusunda çok düşündüm, sonra da maçla da ilgili olması açısından ‘Mozart’ın’ bile mezarında takla attığı, ‘Nasıl olur da bu eseri ben yaratamam’ diye dövündüğü, gelmiş geçmiş en yaratıcı tribün marşını uygun gördüm. Sebebi de ilgili marşın yaratıcılığı gibi Galatasaray ve Fatih Terim ile Beşiktaş ve Carvalhal’in de aynı yaratıcılığa sahip olmaları tabii ki de, inananaJ

Açıkçası bu maç için çok önceden kampa girmiştim. Yoğun maç trafiği nedeni ile ( thanks to TFF ) takımım gibi ben de haftada 3 maç, 15 günde 6 maç yapınca dürüst olmak gerekirse yorulmuş, bitap düşmüştüm. Ancak, beni çok da enterese etmeyen Milli Takım arası nedeni ile dinlenince taraftar olarak ben de kendime geldim bir nevi. Maç öncesi içimde yanan ateşi söndürmem mümkün olmadığından, çevremdeki insanların fark edebileceği şekilde sağlam bir heyecan kaplamıştı bünyemi, hele ki maçtan bir gece önce kankamın cep telefonuma göndermeye başladığı ‘saygılı’ Galatasaray aleyhindeki Beşiktaş marşları ile bünyem bir derbiye daha hazır hale gelmişti.

Ayamama deresinin coşması ve aynı günlerde evde yatak döşek yatarak izlediğim bir ‘Rüştü’ faciası olan 3-0’lık mağlubiyetten bu yana sarı kırmızılılara karşı üstünlük kurmamızdan, son 15 yılda İnönü semalarında rakibe sadece 1 kez o da ‘Hasan Kabze’ mucizesi ile kaybetmemizden mütevellit ( her ne kadar ‘İstatistik rakamsal bir yalandır’ mottosu ile hareket eden birisi olsam da ) derbiye rahat olarak hazırlandığımı söyleyebilirim. Kız arkadaşımı Bilyoner’den ‘ Topla parayı bas Beşiktaş’a’ diye telkin edip, ailemizin damadı Galatasaraylı Güneş’i ve onun sayesinde Galatasaraylı olan kardeşimi ‘tecavüz olur’ diye yatıştırıp, maç öncesi sadıcım ve kankamla da ‘Hepimizin altıncı hissi fark olur diyor, ne iş’ muhabbetini yaptıktan sonra Lig TV ve maç saati için artık hazırdım.

Ancak, maç öncesi olan tüm agresifliğim, kendimden emin tavırlarım, 89 yılındaki derbilerde sokaklarda televizyon spikerinin arkasında duran taraftarlar gibi ellerimle ‘5’ işareti yapan şımarıklığım, kısacası içimdeki her şey Q7’nin çirkin hatta sanırım sarı-kırmızı kramponlarını görünce ve ısınırken ‘ortada sıçan’ oynarken topu kaptırınca ‘ortaya girmem, ben mızıkçıyım’tavırları arasında sakatlandım numarası yapması ile son buluverdi. O andan maçın 20. dakikasına kadar neredeyse tepkisiz, sessiz bir şekilde maçı izledim. Komşular bile bir ara kapıyı çaldılar, ‘İnanç Bey iyi misiniz diye’. Kapıcı çöpü almaya geldi, tamamJ

Tam bana ne oldu ya derken 20 dakikadır sahasında topun arkasında bekleyen, rakibinin top çevirmesini izleyen, rakibin de ‘Vay be ne takımız biz, ilk 20 dakikada topla oynamada kesin üstünüz’ edasını sadece seyreden Beşiktaş o dakikadan itibaren biraz önde basmayı akıl edince ortaya 25 dakikalık bir saldırı çıktı. Sağlı sollu gelen Beşiktaş ile bendeniz de kendime geldim, 2 top direkte patladı, ben de yerimden zıpladım, ancak maalesef İstinye Park’ta gördüğümde ‘Bebeymiş bu ya’ dediğim Muslera ve FM ( Football Manager ) mucizesi Semih Kaya iki başlarına bizi durdurmayı başardılar.

İkinci yarının başında Lig Tv’nin yeni icadı ‘ En iyi teknik adam seyircidir’ manalı ‘SMS yiyici’ yeniliği ile ‘Oyuna kim girsin kim çıksın size soruyoruz’ anketinden çıkan sonuçları İmparator Fatih Terim de soyunma odasından izleyince, ilk yarıda sağ kanatta Q7 karşısında otobandaki Murat 124 ile Ferrari gibi olan Ayhan Akman oyundan çıkıp, en azından aynı otobanda Mercedes olabilecek muadili Sabri oyuna girdi. Bu değişiklik hem Fatih Terim’i kendi seyircisi gözünde bir kez daha İmparator yaptı, Kahvedeki Fikret Amcayı ‘ Görüyon mu benim dediğimi yaptı’ dedirtti, hem de Beşiktaş tribünlerinin olası gelebilecek ilk gol sonrası Ayhan Akman adına bestelediği güzelim eserin söylenmesine mani oldu. ( bkz: suç sende değil seni doğuran anada)

Bizim tarafta ise Carvalhal klasik 60. dakika değişikliği için Necip’i kenara ısınma amacı ile yollarken Sabri üst üste gelen maçlardan dolayı ‘uf oldu’ ve GS için mecburi taktik değişikliği geldi. Oyuna giren Necip ile Beşiktaş hareketlenince ( Melo’dan 1 dakikada kaptığı 2 top ) Beşiktaş bu sefer bu işi bitirdi söylemi ise aynı Necip’in 5 dakika sonra sakatlanması ile son buldu.

Bundan sonrası ise başlık temalı oldu. İki büyük takım adeta bu seneki profillerini sahaya yansıtırcasına ‘Bizden cacık olmaz’ anlamında bir Futbol oynarlarken, Delgado’yu 3 sene önce İngilizce bilmediği için oyundan atan Çakır Cüneyt lakaplı, günümüzün Avrupa’da bile değeri anlaşılan ( nasıl olduğunu kimse bilmiyor ) hakemi maçın yine önüne geçercesine saçma düdüklerle vizyona çıkıverdi.

İngiltere liginde oynarken 1 metre ötesindeki seyircilerden görmediği ilgiyi İnönü tribünlerinden gören Eboue, takriben yine 1 metre ötesine düşen su şişesini kafasına gelmiş gibi aksettirince tribünlerden ‘And the Oscar goes to’ cümleleri ile birlikte sinemalarımızda çevirisi ‘Lanet olsun’ olan kelimeler duyulmaya başladı. Bu şenliğe ‘İngiltere 3. lig topçusu, ancak Milli takımın değişmezi’ Lafım sana Kazım ile, 28 yaşında olup Trabzonspor’da rotasyon topçusu ama Sarı- Kırmızılarda kurtarıcı rolündeki Baytar Engin de katılınca ortaya tam ‘Çerezlik’, bol küfürlü, bol yabancı maddeli bir Amerikan filmi çıktı.

Sonuçta Avrupalı Cüneyt düdüğü çaldı da, başlıktaki marş gibi rezil olan derbi son buldu, bize de maç öncesi heyecanımız kaldı sadece. Maç sonrası yansımadı kameralara ama Fatih Terim ile Cüneyt Çakır arasında güzel bir diyalog geçti. Cüneyt dedi ‘ I stop game, match is good’ Terim dedi ‘ I do not want to see the back, I wanna see the front’

Sadede gelirsek, bence Fenerbahçe ve Trabzonspor Play-off denen saçmalığa kesin katılırlar, benim tahminim her ne kadar şimdiye kadar yanılsam da Bursaspor’un da bu gruba katılacağıdır, ancak en başından beri söylediğim gibi ya GS ya da biz bu saçmalığın dışında kalacağız. Galatalıları yorumlamak bana düşmez, zaten pek sevmem de kendilerini, ancak takımım adına söylemeliyim ki Guti gittiğine göre, Fernandes de olmayacaksa bir an önce o bölgede Veli, Ernst, Necip gibi koşan ama topu ileriye taşıyan, 3. bölgede de daha yetenekli top dağıtan bir kişiye kesinlikle ihtiyacımız var.

Q7, ligde oynanan 11 resmi maç, Avrupa Liginde oynanan 6 resmi maç geride kalmasına rağmen hala gol atamamıştır. İşi gol atmak değil ki diyenler için ekleyeyim, aynı maçlarda yaptığı asist sayısı üçtür. ( rakam ile 3)

65. dakikada soyunan binlerce Beşiktaşlının dediği gibi ‘üşüyorum be blog, hatta donmak üzereyim ama haberim yok’ İşte Beşiktaş da bundan hallice!

Kalın Sağlıcakla,
21 Kasım 2011

Ali İnanç İnal













Hiç yorum yok:

Yorum Gönder