Nazdarovya yazımıza içimi çok acıtan şehit haberleri ile
başlamıştık. Bu yazımıza da maalesef Van’da meydana gelen afet ile başlamak
bana müthiş bir üzüntü veriyor. Deprem felaketinde hayatını kaybeden
tüm vatandaşlarımıza Allahtan rahmet, yakınlarına sabır, tüm yaralı
vatandaşlarımıza ise acil şifalar diliyorum can-ı gönülden.
Gerçekten de 31 yıllık hayatımda geçirdiğim en berbat hafta
sanırım ki geçen hafta idi. Her elzem haberi ‘balık hafızası’ ile anında unutan
milletim, umuyorum ve diliyorum ki ülkemizin önündeki en büyük iki tehlike ile
yeteri kadar harp etmiş ve ders almıştır. Diliyorum ki artık deprem ve terör
belası ile kaybolan hayatlar son bulur, sadece ekonomi, eğitim, trafik, vergi
eşitsizliği ve gelir dağılımı eşitsizliği gibi ‘minör’ dertler başımızda kalır.
Gelelim futbola. Kuşkusuz futbol, geçen hafta ayrıcalıksız
her sahada, her mücadelede verdiği görüntü ile herkesin duygularına adeta
tercüman oldu. TV ekranlarına yansıyan görüntülerden özellikle müthiş ’61.
dakika’ şovu ile Trabzonspor ve maç öncesi görüntüleri ile Kadıköy bizleri
ekran başında fazlası ile duygulandırdı. Her şehidimiz için tribünlerden ‘
Burada ‘ diye haykırırken gözleri dolan taraftarlar, ekran başındaki milyonları
da gözlerden boşalan gururlu ama çok üzgün yaşlara mahkûm etti.
Bütün bu üzüntü içinde gün geldi çattı ve sezonun ilk
derbisine geldi acımasız zaman. Zaten sezon başında, 3 Temmuz tarihinde
başlayan ve hala devam eden ‘muamma’ nedeni ile darbe diyen futbolumuz, bir de
hafta içi maçları ile iyice tatsız bir hal almış iken ilk derbimizde bize
‘Perşembeyi’ işaret etti. Hâlbuki Türk milleti olarak bizler Salı’yı
sallanırken, Çarşamba’yı çarşafa dolanırken, Perşembeyi’de perişanlık olarak
adlandırdığımızdan yıllardır bu günlerde oynanan Avrupa maçlarını pas geçerdik,
şimdi ise güzide iki takımımız ilk kez bir Perşembe derbisinde karşı karşıya
gelecekler. Bize bu günleri de gösteren ‘icraatçı’ Federasyonumuzun yetkilisi
olan ‘Basketbolcu’ Lütfü Arıboğan Bey hafta içi bir de ne buyurmuşlar ki
duyasınız, ‘Biz bu süreci çok iyi
yönettik.’
Valla katılmamak elde değil gerçekten de. Tüm takımların
haberi dahi olmadan konulan Digitürk icadı Play – off, Türk Milli Takımını Play
– off oynatan ve bundan sonra da hep oynamaya mahkûm edecek olan ‘Sınırsız
yabancı hakkı’ derken bir de beyanat vermiş beyefendiler, hazır ortam tatsız
tuzsuz haberler ile meşgul iken. Sorarlar adama ey Lütfü derler, madem sezon bu
takımlarla başlayacaktı neden Ağustos ayında değil de 9 Eylül’de başladı, bak
bu yüzden Perşembe derbi oynuyoruz diye veya derler ki ey Lütfü Beşiktaş Avrupa
Ligi oynarken neden Fenerbahçe sadece Türkiye’de oynuyor diye veya derler ki ey
Lütfü Ne oldu Süper Kupa Finali diye veya derler ki ey Lütfü Sen Basketbolcu
değil miydin nerden Futbol Federasyonu Üyesi oldun diye?
Merak etmeyin kimse sormaz. Sormaz çünkü medya denilen güç,
haberci denilen tipler, gazeteci denilen adamlar kimler herkes biliyor. Onlar
soramaz, çünkü kapasite meselesi.
Gelelim her şeye rağmen derbiye derseniz, aslında çok da
konuşulacak bir maç değil maalesef Perşembe derbisi. Hatta son yıllardaki, maç
öncesi en heyecansız, en tatsız olan maç bile diyebilirim bütün bu yukarıdaki
can acıtan sebepler nedeni ile, ancak yine de Digitürk çekimi olan İnönü’nün
sağ arka tarafından verilen helikopter çekimi verilecek santra vuruşu ile iki
takım taraftarları 90 dakikalığına da olsa bazı acıları unutmak istiyorlar. Bu
acıları unutturmak ise sahaya çıkacak ve mücadele edecek olan futbolcuların
görevi olacak.
İki takımı maç öncesi detaylıca inceleyelim bakalım. Geçen
senenin ‘bazılarına’ göre ‘belki’ suçlusu ama kesinlikle ‘herkese göre’ günümüzün
‘mağduru’ olan Fenerbahçe Lugano, Santos, Niang ve Emenike’yi kaybettikten
sonra, yeni sezona ‘kimsenin’ kesinlikle hiç beklemediği bir şekilde giriş
yaptı. Oynanılan 7 resmi lig maçının ardından kazanılan 17 puan ile liderlik
koltuğunda oturan sarı lacivertiler bu başarının altına imza atarken sahaya
açıkçası hiçbir maçta ideal 11 ile de çıkamadılar. Geçen senenin
kahramanlarından Volkan, Gökhan Gönül, Emre, Mehmet Topuz henüz form olarak
geçen senenin çok gerisindeler ki buna son maçlarda Kaptan Alex’i de eklemek
mümkün. Geçen seneki İnönü muharebesinde oynadığı futbol ile Beşiktaş’ın sağ
kanadını çökerten ve 2 kez el değiştiren maçı, 90 dakikanın başında yakaladığı
pozisyonları gole çevirse idi, maçın hemen başında bitirebilecek olan Dia, son
Samsun maçında biraz da kendi ‘hızının’ kurbanı olup sakatlandı ve Beşiktaş
maçında oynayamayacak.
Fenerbahçe’nin maç öncesi bu detaylar dâhilinde kuşkusuz en
büyük avantajı 25 maçtır kaybetmemesi ve ek olarak son 12 deplasmanından da 3
puanla dönmüş olmasıdır, yani daha açık olarak ifade etmek gerekirse Fenerbahçe
takımı formda olmayan kilit oyuncularına, kaybettiği yıldız oyuncularına karşın
‘kazanmayı bilen’ bir takım olarak öne çıkıyor.
İstanbul’un diğer yakasının Siyah Beyaz semt takımı
Beşiktaşım ise maç öncesi durumu ile aynen ismindeki gibi siyah ve beyaz
durumda maalesef. Sezon başından beri oynanan 7 resmi lig maçında alınan 4
galibiyet, 1 beraberlik ve 2 yenilgi ile toplanan 13 puan var. Ancak kaybedilen
maçlarda sahada hiçbir varlık gösteremeyen takım, kazandığı maçlarda da
gerçekten çok zorlandı. ( bkz. Ankaragücü, Mersin, Antalya, Bursa ) Oynadığı 7
maçı da kaybedebilecek bir görüntü sergilemesi takımımın en büyük eksisi olarak
göze çarpıyor. Maç kazanmak için gerekli olan en önemli şartları maalesef
oluşturulan ‘yıldız’ kadrosu ile 1,5 senedir başaramayan Beşiktaş bu maç öncesi
de pek güven vermiyor.
Carvalhal’in Dinamo Kiev deplasmanı ile son Mersin
deplasmanında sahaya sürdüğü Hilbert, Sivok, Ernst ile daha mücadeleci bir
takım olan Beşiktaş, Fenerbahçe maçında da benzer bir kadro ile mücadele edecek
mi acaba?
Maç öncesi yapılan Aykut Kocaman basın toplantısında da
Aykut Hoca aynı soruları soruyordu aslında. Hangi Beşiktaş karşımıza çıkacak
bilemiyorum. Yine hatırlarsanız Mersin deplasmanının ardından Nurullah Hoca da
Beşiktaş’ın sahaya çıkan kadrosunun kendisini şaşırttığını, sezon başından beri
Beşiktaş’ı hiç bu kadar dirençli görmediğini söylemiş ve bir nevi Carvalhal’in
yapması gereken hakkında Portekiz hocaya göz kırpmıştı.
Peki, ne mi olur? Derbiler klişe tabir ile ‘sonucu tahmin
edilemeyen maçlar’ olsa dahi bence maçın kırılma noktaları iki teknik adamın
sahaya süreceği kadrolarda gizli olacak. Sezon başından beri gol atma yönünde
ve kapalı savunmaları açma yönünde büyük sıkıntılar yaşayan Beşiktaş takımı
karşısında eğer Aykut Hoca da kapanıp gol arama yönüne giderse maçın favorisi
olur, ya da en kötü ihtimalle 1 puanı alır ve Kadıköy’e döner, ancak ilk golü
atan taraf eğer Beşiktaş olursa işte o zaman kesinlikle avantajı eline alır ve
açılacak rakibi karşısında çok daha rahat oynayacağı için ( bkz. Q7, Simao )
maçı herkesin tahmininin aksine çok da rahat bir skor ile kazanabilir.
Carvalhal’in bunu yapabilmesi için ise kesinlikle ilk golü atması amacı ile
sahaya duran topları en iyi kullanan adamı olan Fernandes’i sürmesi gerekir.
Ayrıca öne geçilecek maçta top tutma ve saklama özellikleri ile de bu oyuncu
takımı rahatlatıp, kanatlardan akacak diğer Portekizlilere de ince paslar
atabilir.
Kişisel görüşüm
Karakartalın sahaya pozisyon hatası yapmaması için dua edilen Cenk, tek sağ bek
Hilbert, Türk Sivok, İronman Egemen, siyah- beyaz İsmail, üstün Alman
teknolojisi Ernst, gene siyah- beyaz ve Alex kelepçesi ile Necip, duran top Fernandes,
artık oyna be adam diye bağırdığım Q7, artık oyna be adam diye gene bağırdığım Simao
ve gol demek Mustafa Pektemek ile çıkması gerekir. İyileşen Almeida mutlaka 18
kişilik kadroya alınmalıdır.
Edu’ya ise Kemal Sunal amcamın en sevdiğim filmi olan Kibar
Feyzo’dan alıntı yapayım. ‘Sen gelme ayıJ
Carvalhal okur mu acabaJ
Kalın Sağlıcakla,
26 Ekim 2011
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder