Bu aslında herkesin bildiği herkese 'aşina' bir hikayedir. Bu hikayeyi bilmek için ne son moda dizileri izlemenize ne de Amerikan filmleri içinde kaybolmaya ihtiyacınız vardır.
Hikaye eski Türk filmlerinde genelde 'Fabrikatör Baba' ile 'Çalışanı genç ve yakışıklı kahramanımız' arasında geçerken, hikayenin 2000'li yıllardaki versiyonunda ana karaktarlerde 'Banka Sahibi Baba' ile 'Üniversitede okuyan genç ve yakışıklı kahramanımız' ön plana çıkardı.
Hikaye ise çoğu genç kızımızın göz yaşlarına sebep olacak düzeyde idi. Genç ve zengin kızımız fakir ama gururlu gencimizi görür ve ona aşık olurdu. İki genç birbirlerini çok sevmelerine rağmen önlerine çıkacak tek engel kızımızın zalim, zengin ve insanlığını yitirmiş, her şeye parası ile değer biçen babası olurdu.
Meşhur sahnede o baba genç kahramanımızı yanına çağırtır ve o unutulmaz replik ortaya çıkardı.
Baba: 'Kızımı bırakmanı istiyorum. Bunun için her şeyi yapmaya hazırım.'
Genç: 'Kızınızı çok seviyorum. O da beni çok seviyor. Mesut olmak istiyoruz.'
Baba: ' Kızımı bırakmak için ne kadar istiyorsun?'
Genç: ' Ben kızınızı seviyorum. Sevgim ve aşkım satılık değil.'
Baba: 'Nayır, nolamaz.'
Hikayede genelde baba amacına ulaşamaz, kızını kurtarmak için servetini dökeceği genç adam ise aşkı sayesinde galip gelirdi. Eğer zalim babamız ailemizin en sevdiği Baba karakteri olan 'Hulusi Kentmen' ise mutlaka hikayenin sonunda o aşk sayesinde yumuşar, hatta kızının genç adamla düğününde en çok göbeği de kendisi atardı. Ancak, zalim baba rolünde pek tanınmayan sert yüzlü karakterler var ise, işte o zaman genç adamın başı belaya girer, genelde sağlam bir de dayak yerdi.
Hangimiz hatırlamaz 'Aile Şerefi' filmindeki o meşhur Münir Özkul sahnesini. Çocuklarına, biricik kızına ve fakir damadına acı çektiren zalim babanın yanına gidip onu uyarmasını, zengin oğlunu kontrol edemeyen zalim babayı vuruşunu, hele ki filmin sonunda hapisten çıkıp da eve varışını....
İşte o fakir ama gururlu gencin karakterini yansıtan bir takım vardı bir zamanlar. Baba Hakkı ile Şeref Bey ile büyüyen Süleyman Babanın takımı, üçüncü büyük damgası ile dürüstçe mücadele ediyor, alt yapısından yetişen Metin - Ali - Feyyaz - Rıza- Gökhan - Ulvi - Kadir - Zeki'nin yanına Recep ve Şifo Mehmet'i katıyor, kötü yabancı transferlerine rağmen 90'ların başına damga vuruyordu.
89-90, 90-91, 91-92 sezonlarında üst üste üç kez zafere ulaşan takım ününü ve geleceğini Sergen gibi gençlerle emanete alırken, meşhur 92-93 sezonunda futbol literatürüne 'Şerefli İkincilik' ibaresini de yerleştiriyordu.
Gel zaman git zaman futbol değişti. 'Barut icat edildi. mertlik bitti.' döneminden sonra Futbol ekonomisi gelişti ve takımlar birden değişmeye başladı. Önce Seba gitsin, Ahmet kalsın diye bağırtılan tribünler yüzünden Büyük Başkan gitti, halefi genç ama hırslı Serdar Bilgili geldi. Bilgili dönemi kabuk değişimi ve sancıları ile geçerken 100. yılda kazanılan Şampiyonluk ve kurulan muhteşem takım Lucescu önderliğinde biz genç bünyelere o meşhur tarihi takımı hatırlatıyordu. Sergen büyümüş, yanına İlhan, Tümer ikilisini almış, kötü yabancılar yerine Kadıköy Panteri Pancu, Oscarlık Cordoba, Acımasız karakter Zago, futbolu beyni ile oynayan Ronaldo, Mısırlı büyücü Ahmed Hassan gelmiş, takım inanılmaz futbolu ile önüne gelen herkesi devirmişti.
Ancak daha sonra 'Fakir ama Gururlu' gencimizin yukarıdaki hikayesinin tersine daha az versiyonunda görülen hikayesi olan ' Bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı, şimdi ise karşınızda zengin bir adam var.' repliğinin doğduğu gibi takımın başına da Demirören getirildi. Tarihin yapraklarında hiç bir zaman açığa çıkmayan bir şekilde birdenbire o ikinci iyi takımım yenilmiş ve dağılmıştı.
Demirören Başkan parası ile her şeyi satın alabileceğini düşünen o film karakterleri gibi her önüne geleni takımına alıyor, Şımarık zengin çocukları gibi istedikleri olmayınca da suçlu sizsiniz diye teknik kadro ve futbolcuları gönderiyordu. Aradan geçen 7 yıllık dönemde Kulübün borçları hiç olmadığı kadar büyürken, bu borcun önemli br kısmı da bizzat Başkanın kendisine aitti. Her fırsatta 'Yeşil Mercedes' hikayesi ile fedakarlık abidesi olarak kendisini ön plana atarak, 'Bakın ben bu takım için neler yapıyorum' demesi belki bazı taraftar kardeşlerimizi bile etkiliyordu.
Ancak, ben bu dönemde kendisine bir kişinin de çıkıp 'Bu fedakarlığa ihtiyacımız yok' dememesini hayretlerle karşılıyorum. O meşhur son maç 'Manisa' maçında belki de Serdar Başkan kadar ağır hakaretlere maruz kalmasına rağmen gitmemesini, bırakmamasınıi devam eden küfürlere karşılık, 'Yeter' demeyip o küfürleri edenleri tespit edeceğim demesini anlayamıyorum.
Burada gerçekten ya Fakir ama Gururlu gencin aşkı var, ya da biz bunca sene çok film seyredip çok uyutulmuşuz.
Tribünlere gelince, sohbet ortamlarında herkesin derdi aslında aynı, 'Nerede eski Beşiktaş' lafı dillere slogan oldu. Bugün Querasma diye hayıflanan ergen kardeşlerimiz Metin - Ali - Feyyaz üçlüsünü maalesef çabuk unuttu. Önce Denizli ile gelen o takım ve Eski Beşiktaş olgusu, inanılmaz çifte Şampiyonluk susturdu bu Beşiktaş sevdalılarını, sonra da Querasma sloganlarını fırsat bilen, belki de kendisi bağırttıran ( bu konularda deneyimli olduğu Serdar Bilgili döneminin sonu ile takip edilebilinir ) Demirören, bizzat o sevimli küfürleri alkışa çevirttirdi, Querasma yetmedi, Simao, Almeida, Guti ve diğerleri geldi.
Son iki senedir zengin amcalarının aldığı elma şekeri ile ağlamayı kesen çocuklar için son lafım, bizler olduğu sürece bu takımın asla sahipsiz kalmayacağıdır. Unutulmamalıdır ki, Filmin sonunda kazanan hep Aşkına sahip çıkan 'Fakir ama Gururlu ' genç olacaktır.
Bunun için de ' Muhtaç olduğunuz Kudret, damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur.'
Son sözüm ise bugünkü Gaziantep deplasmanı öncesi yaşananlar ile ilgili olsun. Bir Kulübün ve bir Federasyonun nasıl yönetildiğini görebilmek için böyle küçük detaylar aslında yeterlidir. Tüm Avrupa'da Milli Maç arası nedeni ile Pazartesi günü maç yok iken, Beşiktaşı Pazartesi oynatan TFF kadar, proaktif olup sorunu önceden görmesi ve Federasyonu uyarması gereken Beşiktaş Yönetimi de suçludur. Yaşanılacak herhangi bir puan kaybı neticesinde emin olunuz ki, Kulüp en kötü biraz daha borçlanacaktır birilerine....
Kalın sağlıcakla;
Ali İnanç İnal
3 Ekim 2011
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder