Salı günü yayımlanan tüm spor gazetelerinde veya günlük gazetelerin spor eklerinde yer alan bir cümle idi aslında başlığımız. 1973 doğumlu, künyesinde Dünya Kupası Üçüncülüğü, Avrupa Şampiyonası Çeyrek Finali, yine Avrupa Şampiyonası Yarı Finali, Barcelona forması, hem Fenerbahçe Spor Kulübü ile gelen Süper Lig Şampiyonluğu hem de Beşiktaş forması altında kazanılan Turkcell Süper Lig Şampiyonluğu ve belki de Fenerbahçe’de kalsa asla göremeyeceği, ancak Beşiktaş forması altında kavuştuğu Türkiye Kupası bulunan, bu kariyeri sayesinde tartışmasız bir şekilde gelmiş geçmiş en iyi Türk kalecisi unvanını rahatlıkla kazanması gereken bir kaleci aslında Rüştü.
Ülkemize has özelliklerden birisi olan ‘Takım tutma’ olayı nedeni ile bazen yeri geldiğinde rakip takım diye adlandırdığımız bizim dışımızda herkesten oluşan bu topluluğu sahada temsil eden futbolculara karşı müthiş bir ‘sevgisizlik’ duyuyoruz. Fenerbahçe kaptanlığı yaparken televizyon görüntülerine dahi yansıyan kötü bir olay ile kendi taraftarından bile ‘Adam’ gibi yumruk yiyen bir kalecidir aslında Rüştü. Bu olay koca ülkede bir kendisine bir de Ogün Temizkanoğlu’na nasip olmuştur.
Bu olay ve takibinde gelişen bazı ‘Aziz’ olayları kendisini bir formadan koparmış, diğer bir formaya göndermiştir. Hocası diye adlandırılacak, daha doğrusu halefi olan Engin İpekoğlu da yıllar önce tam tersini yapmış, Beşiktaş’tan kopup Fenerbahçe’ye geçmişti. Bu transferi dün gibi hatırlarım. O zamanlar Fenerbahçeli olan kardeşim, sabah beni sıcacık yatağımda dürterek uyandırmış - ki kendisi yıllar içinde takım değiştirmesi ile meşhur olmuş, baba ve abiye inat bu değişim maalesef hep Fenerbahçe ile Galatasaray arasında gidip gelmiş, sonunda Galatasaray da karar kılmıştır – ilgili transfer haberini vermişti. Ben tabii ki bu saçma habere inanmamış, o zaman da teknoloji bu kadar gelişmiş olmadığından akşam haberlerine kadar olayı doğrulatamamış, akşam duyunca da şok geçirmiştim. O zaman artık nasıl bir ‘beddua’ ettiysem - ki bu konuda master degreem vardır, inanmayan varsa lütfen bakınız; Beşiktaş’tan ayrılan tüm Futbolcular neden başarısız oluyor dosyası – Engin ilerleyen zamanlarda sakatlanmış ve hem Fenerbahçe kalesini hem de Milli Takım kalesini bir daha devir almamak üzere Rüştü’ye bırakmıştı.
Antalya’da futbol oynarken kendisini Milli Takım kalesinde çok kısa bir sürede bulan Rüştü ise ilk başlarda saçma sapan goller yemiş, Fenerbahçe’yi tek başına UEFA kupasından elemiş, - tabii ki MTK maçı – habersiz bir şekilde Rıdvan hocanın antrenörlük kariyerini bitirirken, televizyon kariyerini başlatmıştı. Bu yönden de Rıdvan Hoca’dan ayrı bir takdiri hak ettiğini düşünüyorum.
Yıllar sonra aynı kaderin kendi başına ağ öreceğinden habersiz olan Rüştü, Volkan Demirel gerçeği sayesinde ikinci plana atıldığında, belki de bir ara ‘ Fenerbahçe’den ayrılan herkesi alırım’ mantığı ile hareket etmekte olan Demirören Başkanın tek isabetli transferi olacağını da bilmiyordu.
İlk başlarda tribünler ile arası çok soğuktu Rüştü’nün. Burada dürüst olmak gerekirse hala bile şöyle gönülden alkışlandığını pek hatırlamam. İşte bu Beşiktaş tribünlerinin bence en büyük hatalarından birisi olmaya maalesef devam ediyor. Geçmişte giyilen rakip forma altında bile benim şahsen en çok sevdiğim futbolcu idi Rüştü. Hele ki geldiği 38 yaşında sadece kaleciliği ile değil, adamlığı ile de birçok futbolcuya örnek olan Rüştü’nün ilk Beşiktaş maçında avuçlar patlarcasına alkışlanmasını herhalde en çok bendeniz isterim. Bu alkışlamayı başlatmaya da hazırım. Stoke City maçında dayak yiyen bir kalecinin sadece 4 gün sonra her ne kadar kötü durumda olan bir takım olsa dahi Türkiye sınırlarındaki sayılı zor deplasmanlardan olan Gaziantep’de böylesine bir performans ortaya koyması, zaten beni de gördüğünüz gibi maçı yazmaktan çok sadece kendisini yazmaya itmiştir.
Kendisi ile ilgili iki adet anekdot paylaşıp Rüştü muhabbetini bitiriyorum. Eşi Işıl Reçber’in yalancısı olarak Rüştü’nün eşini kaba tabirle nasıl ‘tavladığını’bilen var mıdır bilmiyorum, ancak kendisi ileride eşi olacak Işıl Hanımın Antalya’daki evinin balkonuna her gün bir adet gül atar. Işıl Hanım ve ailesi bir gün tatile giderler ve döndüklerinde olmadıkları her gün için bir gül bulurlar balkonlarında.
İkincisi ise 2008 Avrupa Şampiyonası meşhur Hırvatistan maçını yazarınız 10’a yakın arkadaşı ile Harvard Cafe de takip etmektedir. Maçın 119. dakikasında hatalı olarak ileri çıkan Rüştü maalesef golü kalesinde görür. O dakikada yan masada bulunan birkaç bozuk ‘Fenerli’ Rüştü’ye ağza alınmaz laflar sıralarken ona inanan tek bünye olan yazarınız yumruklarını sıkmakta, yan masaya sipariş vermek için uygun anı kollamakta iken, Rüştü yazarınızı durdurur, önce uzun bir top atar ileriye, Semih’e asist yapar, sonra da penaltılarda şovunu yapar, takımı yarı finale taşır. Yan masa ise yumruklar yerine güzel bir hayat dersi alır. Bu tarz dersleri sevdiğimi söylemiştim, mesela Lucescu – Fatih Terim dersi gibi, girmeyelim şimdi, başka bir yazı konusu olsun.
Maça gelince çok sıkıcı olan maçı bir doğru bir yanlışı götürür hamlesi ile hakem dörtlüsü renklendirmeye çalışsa da karşılarına ‘Başlık sahibi’ çıkınca maç golsüz bitiverdi. Bu maçtan Beşiktaş için alınacak tek ders ise herkesin lise yıllarında hatırlayacağı ‘Madeni bulduk’ tabiri idi.
Maç boyu Beşiktaş’ın madenine topu yollayan Gaziantep, Carvalhal’e dersini ezberletmeye çalıştı. Kendi etrafında 360 derece dönmesi haricinde hiçbir özelliği olmayan Ekrem Dağ ileride oynarken en azından daha az zararsızdı, ancak sağ bek pozisyonunda rakip takım için ‘maden’ özelliği ile dikkat çekiyor. Maç sırasında bir kez daha dua ettim ki bu kardeşimiz Allahtan zamanında Türk değil Avusturya Milli takımını tercih etmiş. Şimdi onlar düşünsünJ
Siz değerli kardeşlerime bir soru sorarak bitireyim Gaziantep maçını, Ekrem Dağ – Elyasa, İsmail Köybaşı – Ivan de Souza, Holosko – Popov arasındaki farklar nelerdir?
Veya daha doğrusu Ekrem Dağ, Holosko gibi adamlar bu takımdan ayrılsalar hangi takımda forma giyebilirler? Futbol günümüzde sadece futbol aklı, futbol kalitesi ile oynanıyor maalesef, en çok koşan kişiler için ise eminim farklı iş kolları mevcuttur.
Kalın Sağlıcakla,
Ali İnanç İnal
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder