Öncelikle 19 Ekim Çarşamba günü hain saldırıda hayatını
kaybeden 24 kardeşime Allah’tan rahmet, yakınlarına, Türk Silahlı Kuvvetlerine
ve ulusuma başsağlığı, 18 yaralı kardeşime de acil şifalar diliyorum……
…….Geçen sene Avrupa’da Şubat ayını görebilen tek takım olan
Beşiktaş aslında hepimizi bir nebze de olsun umutlandırmıştı. Hikâyesi ise,
Bursalı dostlarımızın İstanbul ziyaretlerindeki geleneksel ‘Cumhuriyet’
meyhanesi buluşmasında oluşmuştu. Grup maçlarında oynanacak CSKA deplasmanı
için organizasyon hazırlamaya çalışan erkeklere karşı kızlar ‘Gruptan çıkın
hangi takım çıkarsa o deplasmana gidersiniz’ deyince olası Bulgaristan gezisi
suya düşmüştü. O gün üzülen bünyeler, takım Şubat’ı görünce UEFA kura çekimine gözlerini
çevirmiş, kuradan Dinamo Kiev çıkınca ise ‘Yakın deplasmanJ’
olması nedeni ile sevinmişlerdi.
‘Tam dişimize göre bir rakip’ tabirini bundan 30 sene önce
yaratan ‘eğitimli’ medyamız raflarda eskimiş bu sözle manşete çıktıklarında
yazarınız bir sonraki eşleşme olan City deplasmanı için pasaportunda bulunan 5
senelik İngiltere vizesine güveniyordu. Ukrayna ekibi karşısında futbol dersi
alan Beşiktaş ise içeride dışarıda 4’lük oluyor, arada hafta sonu da Fenerden
4’lük olunca, 3 kere üst üste dörtlük olma hakkını dolduran ‘Sarı Bela’
Schuster ‘Go Home, Yankee’ eşliğinde evine dönüyor, asıl suçlu Demirören ise
okeye dördüncü ( Del Bosque, Tigana, Schuster ) arıyordu.
‘Beşiktaşın çocuğu’ Tayfur Havutçu, ne olduğu hala
bilinmeyen bir telefon konuşması nedeni ile Metris Futbol Takımına çağrılınca
Demirören, Mendes kankasının okeyden arkadaşı olan Carvalhal’i dördüncü olarak
buluveriyordu. Bunun için Mendes’in kendisine ‘ Valla bu Carvalhal okeyi iyi
oynar, okeyi hep dışarı atar’ demesi yeterliydi zaten.
‘Aşk Tesadüfleri Sever’ filmindeki büyük tesadüflerde olduğu
gibi aradan geçen koca bir yıla rağmen, iki birbirini çok seven takım gene
Avrupa yollarında aynı gruba düşünce Fener de buna kayıtsız kalmayıp ‘Hani
bana’ deyince geçen seneki fikstür gene karşımıza çıkıverdi.
Bütün bu geçmişten gelen olumsuzluklara ‘Kayseri’ hediyesi
soğuk pastırma eklenip, bir de ‘flaş haber sever’ medyamız Beşiktaş’ta Portekiz
– Alman savaşını başlatınca, maç öncesi Beşiktaş taraftarları arasında
‘İddaa’nın tek maç açıp Kiev’e verdiği 1.60’lık oran’ tek konuşulur konu haline
gelivermişti.
Evde ‘Nazdarovya’ eşliğinde izlenmesi RTÜK tarafından
tavsiye edilebilinecek maç için Bandırma’dan İstanbul’a gelen sadıç bana yoldaş
olunca işkenceyi beraber izleme ve göğüsleme zevkine nail olduk. Zaten her maç cep
telefonu üzerinden yaptığımız konuşmalar Turkcell olmasa bize ayda baya bir
masraf getireceğinden, aradaki mesafenin daralması bizim de işimize gelmiş
oldu.
Maç öncesinde ‘Neden Beşiktaş Başkanı olmaz ki’ dediğimiz
Tuncay Özilhan Bey’in bence tek adı olan ‘Efes Pilsen’ini seyredip mest
olurken, Ntvspor katkıları ile alt yazıdan verilen Beşiktaş maç kadrosunu
görünce sadıç da ben de hatta kankam Özer de maç öncesi oluşan olumsuz havayı
dağıtmış, başka bir gözle ve heyecanla santrayı beklemeye başlamıştık.
Sadıç Efes maçı varsa Efes içilir mantığı ile şişeyi
getirince maç da başlamıştı zaten. Sahaya sürülen kadronun amacı ile maç öncesi
yapılan basın toplantısında Carvalhal’in yaptığı açıklamalar ise bire bir
örtüşüyordu. ‘Schuster’in başına gelenler aman bana olmasın’ mantığını yürüten
Portekiz hoca yenilmeme adına sürdüğü kadronun acizliğini bizler gibi
seyretmeye daldığında, Ukraynalılar 20 ila 45 arasında dalga dalga geliyorlar
ancak tamamen beceriksiz son vuruşları ile bu pozisyonlarını harcıyorlardı.
Maçın başında, Beşiktaş üzerine master degree yapmış iki
kişi olarak takımın golü takriben 75 ila 80 arasında yiyeceğini birbirimize
ifade etmiştik. O kadar emindik ki teorimizden, o dakikalar geldiğinde artık
orta sahayı bile unutan takımım için ‘Klasik Beşiktaş işte, demedim mi bak’
lafına hazırlanmış olmamdan, o katil dakikaların geçişini dahi atlamışım. 90+2’de
tam sadıcıma ‘Misafirperverliğin için teşekkür ederim, darısı diğer maçlara’
diyecekken önce Ertem Şener bağırdı, ‘ahh’, ‘ohhh’ dedi, kısa boylu bir
Ukraynalı topa vurdu, Allahtan top Bahçeşehir Üniversitesi İşletme Bölümünü
kazanan Cenk’in ( bknz. Gereksiz Ertem Şener muhabbetleri ) bakışları arasında
üstten auta gitti. ‘Daha karpuz kesecektik’ diye gecenin kendi adına en
talihsiz esprisini yapan sadıca karşılık vermeye hazırlanırken ise, Ertem Şener
gene bağırdı bu sefer ne dedi biz de pek anlamadık ama deli danalar gibi
sevinen Ukraynalıları görünce işi çaktık. 3 dakika uzatma veren hakeme inat
Beşiktaşım ‘Karpuzu kesen’ Ukraynalılardan 90 artı 4’de yemişti golü.
Hiç üzülmedim desem yeridir. Acı ama gerçek sanırım, geçen
seneki tarifenin bu sene de uygulanması ve artık Çarşı dâhil kalan
Beşiktaşlıların da gözünün açılması için böyle skorlar lazım maalesef. Darısı
Mersin’de Nobreye artık.
2009 yılı çifte kupalı, Şampiyon bir takım düşünün. Bir de
aradan geçen 2 sezon ve 11 resmi maça bakın. Ben 90 dakika boyunca 1. bölge
yani kendi sahası hariç sahanın hiçbir bölgesinde pas yapamayan, top tutamayan,
ilerideki tüm oyuncuları durarak oynayan, hiç biri araya kaçmayan bir takımı 31
senelik Beşiktaşlılığımda görmedim, şahit olmadım. Allah aşkına orta sahada
Ernst topu alıyor misal, pas atacağı tek seçenek var ileride ve bunu rakip
defans da görüyor, yardımlaşma yok, pası atan adam tekrar ileriye gidip topu
istemiyor. Bu takımın – takım denilirse tabii bunlara – 90 dakikayı bırakın 900
dakikada organize savunma yapan bir takıma gol atma şansı sıfır, tek şansı
duran toplar veya kontra ataklar. Dersiniz ki top rakibe geçtiğinde iyi bir
takımız, ama maalesef o da yok dostlar, hücum presle top kapıp rakip kaleye
gidelim bari deseniz o da yok, top rakipteyken iyi kapanıyoruz pozisyon
vermiyoruz deseniz o da yok! Takımda sağ bek yok, sol bek yok, sağ açık yok,
sol açık yok, on numara yok, forvet yok, yok da yok, şimdi nasıl yapsın helvayı
buradan Bakkal Amca?
O zaman soruyorum yüksek sesle, neyleyim ben seni Quaresma,
Guti, Fernandes, Simao, Almeida, neyleyim sizi ben?
Maç sonrası Sivok’un açıklamalarını herkes dikkatlice
dinlesin lütfen. Sorun nasıl mı çözülecek, önce teknik direktör gidecek, sonra
‘Yıldızlar topluluğu dağılacak’, sonra direnen, direnmeye devam edecek olan
Demirören, dualarımla stadı bitirecek, Başbakan’ı davet edecek açılışa,
yuhalamalar olacak, böylece o da gidecek sonunda. ( bknz. Adnan Polat )
Ne kadar benzer her şey değil mi Galatasaraylı dostlar,
‘Yıldızlar topluluğu olmaz’ arkadaşlar, arkadaşın babasının Kayseri maçında
dediği gibi ‘ Sen ağa, ben ağa bu inekleri kim sağa’
En iyisi hep beraber Hadi ‘Nazdarovya’
Kalın Sağlıcakla,
21 Ekim 2011
Ali İnanç İnal
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder