26 Ekim 2011 Çarşamba

NAZDAROVYA!


Öncelikle 19 Ekim Çarşamba günü hain saldırıda hayatını kaybeden 24 kardeşime Allah’tan rahmet, yakınlarına, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve ulusuma başsağlığı, 18 yaralı kardeşime de acil şifalar diliyorum……

…….Geçen sene Avrupa’da Şubat ayını görebilen tek takım olan Beşiktaş aslında hepimizi bir nebze de olsun umutlandırmıştı. Hikâyesi ise, Bursalı dostlarımızın İstanbul ziyaretlerindeki geleneksel ‘Cumhuriyet’ meyhanesi buluşmasında oluşmuştu. Grup maçlarında oynanacak CSKA deplasmanı için organizasyon hazırlamaya çalışan erkeklere karşı kızlar ‘Gruptan çıkın hangi takım çıkarsa o deplasmana gidersiniz’ deyince olası Bulgaristan gezisi suya düşmüştü. O gün üzülen bünyeler, takım Şubat’ı görünce UEFA kura çekimine gözlerini çevirmiş, kuradan Dinamo Kiev çıkınca ise ‘Yakın deplasmanJ’ olması nedeni ile sevinmişlerdi.

‘Tam dişimize göre bir rakip’ tabirini bundan 30 sene önce yaratan ‘eğitimli’ medyamız raflarda eskimiş bu sözle manşete çıktıklarında yazarınız bir sonraki eşleşme olan City deplasmanı için pasaportunda bulunan 5 senelik İngiltere vizesine güveniyordu. Ukrayna ekibi karşısında futbol dersi alan Beşiktaş ise içeride dışarıda 4’lük oluyor, arada hafta sonu da Fenerden 4’lük olunca, 3 kere üst üste dörtlük olma hakkını dolduran ‘Sarı Bela’ Schuster ‘Go Home, Yankee’ eşliğinde evine dönüyor, asıl suçlu Demirören ise okeye dördüncü ( Del Bosque, Tigana, Schuster ) arıyordu.

‘Beşiktaşın çocuğu’ Tayfur Havutçu, ne olduğu hala bilinmeyen bir telefon konuşması nedeni ile Metris Futbol Takımına çağrılınca Demirören, Mendes kankasının okeyden arkadaşı olan Carvalhal’i dördüncü olarak buluveriyordu. Bunun için Mendes’in kendisine ‘ Valla bu Carvalhal okeyi iyi oynar, okeyi hep dışarı atar’ demesi yeterliydi zaten.

‘Aşk Tesadüfleri Sever’ filmindeki büyük tesadüflerde olduğu gibi aradan geçen koca bir yıla rağmen, iki birbirini çok seven takım gene Avrupa yollarında aynı gruba düşünce Fener de buna kayıtsız kalmayıp ‘Hani bana’ deyince geçen seneki fikstür gene karşımıza çıkıverdi.

Bütün bu geçmişten gelen olumsuzluklara ‘Kayseri’ hediyesi soğuk pastırma eklenip, bir de ‘flaş haber sever’ medyamız Beşiktaş’ta Portekiz – Alman savaşını başlatınca, maç öncesi Beşiktaş taraftarları arasında ‘İddaa’nın tek maç açıp Kiev’e verdiği 1.60’lık oran’ tek konuşulur konu haline gelivermişti.

Evde ‘Nazdarovya’ eşliğinde izlenmesi RTÜK tarafından tavsiye edilebilinecek maç için Bandırma’dan İstanbul’a gelen sadıç bana yoldaş olunca işkenceyi beraber izleme ve göğüsleme zevkine nail olduk. Zaten her maç cep telefonu üzerinden yaptığımız konuşmalar Turkcell olmasa bize ayda baya bir masraf getireceğinden, aradaki mesafenin daralması bizim de işimize gelmiş oldu.

Maç öncesinde ‘Neden Beşiktaş Başkanı olmaz ki’ dediğimiz Tuncay Özilhan Bey’in bence tek adı olan ‘Efes Pilsen’ini seyredip mest olurken, Ntvspor katkıları ile alt yazıdan verilen Beşiktaş maç kadrosunu görünce sadıç da ben de hatta kankam Özer de maç öncesi oluşan olumsuz havayı dağıtmış, başka bir gözle ve heyecanla santrayı beklemeye başlamıştık.

Sadıç Efes maçı varsa Efes içilir mantığı ile şişeyi getirince maç da başlamıştı zaten. Sahaya sürülen kadronun amacı ile maç öncesi yapılan basın toplantısında Carvalhal’in yaptığı açıklamalar ise bire bir örtüşüyordu. ‘Schuster’in başına gelenler aman bana olmasın’ mantığını yürüten Portekiz hoca yenilmeme adına sürdüğü kadronun acizliğini bizler gibi seyretmeye daldığında, Ukraynalılar 20 ila 45 arasında dalga dalga geliyorlar ancak tamamen beceriksiz son vuruşları ile bu pozisyonlarını harcıyorlardı.

Maçın başında, Beşiktaş üzerine master degree yapmış iki kişi olarak takımın golü takriben 75 ila 80 arasında yiyeceğini birbirimize ifade etmiştik. O kadar emindik ki teorimizden, o dakikalar geldiğinde artık orta sahayı bile unutan takımım için ‘Klasik Beşiktaş işte, demedim mi bak’ lafına hazırlanmış olmamdan, o katil dakikaların geçişini dahi atlamışım. 90+2’de tam sadıcıma ‘Misafirperverliğin için teşekkür ederim, darısı diğer maçlara’ diyecekken önce Ertem Şener bağırdı, ‘ahh’, ‘ohhh’ dedi, kısa boylu bir Ukraynalı topa vurdu, Allahtan top Bahçeşehir Üniversitesi İşletme Bölümünü kazanan Cenk’in ( bknz. Gereksiz Ertem Şener muhabbetleri ) bakışları arasında üstten auta gitti. ‘Daha karpuz kesecektik’ diye gecenin kendi adına en talihsiz esprisini yapan sadıca karşılık vermeye hazırlanırken ise, Ertem Şener gene bağırdı bu sefer ne dedi biz de pek anlamadık ama deli danalar gibi sevinen Ukraynalıları görünce işi çaktık. 3 dakika uzatma veren hakeme inat Beşiktaşım ‘Karpuzu kesen’ Ukraynalılardan 90 artı 4’de yemişti golü.

Hiç üzülmedim desem yeridir. Acı ama gerçek sanırım, geçen seneki tarifenin bu sene de uygulanması ve artık Çarşı dâhil kalan Beşiktaşlıların da gözünün açılması için böyle skorlar lazım maalesef. Darısı Mersin’de Nobreye artık.

2009 yılı çifte kupalı, Şampiyon bir takım düşünün. Bir de aradan geçen 2 sezon ve 11 resmi maça bakın. Ben 90 dakika boyunca 1. bölge yani kendi sahası hariç sahanın hiçbir bölgesinde pas yapamayan, top tutamayan, ilerideki tüm oyuncuları durarak oynayan, hiç biri araya kaçmayan bir takımı 31 senelik Beşiktaşlılığımda görmedim, şahit olmadım. Allah aşkına orta sahada Ernst topu alıyor misal, pas atacağı tek seçenek var ileride ve bunu rakip defans da görüyor, yardımlaşma yok, pası atan adam tekrar ileriye gidip topu istemiyor. Bu takımın – takım denilirse tabii bunlara – 90 dakikayı bırakın 900 dakikada organize savunma yapan bir takıma gol atma şansı sıfır, tek şansı duran toplar veya kontra ataklar. Dersiniz ki top rakibe geçtiğinde iyi bir takımız, ama maalesef o da yok dostlar, hücum presle top kapıp rakip kaleye gidelim bari deseniz o da yok, top rakipteyken iyi kapanıyoruz pozisyon vermiyoruz deseniz o da yok! Takımda sağ bek yok, sol bek yok, sağ açık yok, sol açık yok, on numara yok, forvet yok, yok da yok, şimdi nasıl yapsın helvayı buradan Bakkal Amca?

O zaman soruyorum yüksek sesle, neyleyim ben seni Quaresma, Guti, Fernandes, Simao, Almeida, neyleyim sizi ben?

Maç sonrası Sivok’un açıklamalarını herkes dikkatlice dinlesin lütfen. Sorun nasıl mı çözülecek, önce teknik direktör gidecek, sonra ‘Yıldızlar topluluğu dağılacak’, sonra direnen, direnmeye devam edecek olan Demirören, dualarımla stadı bitirecek, Başbakan’ı davet edecek açılışa, yuhalamalar olacak, böylece o da gidecek sonunda. ( bknz. Adnan Polat )

Ne kadar benzer her şey değil mi Galatasaraylı dostlar, ‘Yıldızlar topluluğu olmaz’ arkadaşlar, arkadaşın babasının Kayseri maçında dediği gibi ‘ Sen ağa, ben ağa bu inekleri kim sağa’

En iyisi hep beraber Hadi ‘Nazdarovya’
Kalın Sağlıcakla,
21 Ekim 2011

Ali İnanç İnal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder