17 Ekim 2011 Pazartesi

HAYAT BİR KABARE DOSTUM


Pazar günü tüm moral bozukluğuma rağmen, sevdicek ve arkadaş grubumuz ile daha önceden rezerve edilmiş olan ve Muhsin Ertuğrul sahnesinde oynanan ‘Cabaret’ oyununa gittik. Daha geçen hafta şort ile dolaştığım İstanbul’da bu hafta montun bile yetersiz kaldığı, kasvetli bir havada elimizde şemsiye, midemizde Sütiş, damağımızda Starbucks yollara düştük.

Sanatseverlerin doldurduğu bir ortamda sanata ‘Tek bildiğim sanat dalı futboldur ya’ gözü ile bakan birisi olarak yerimi aldım ve tam 2 saat 50 dakika süren bir resital seyrettim. Oyunu okuyan herkese şiddetle tavsiye ederim.

Christopher Isherwood’un yazdığı kitaptan alınan müzikal oyunda Nazilerin yükselişe geçtiği 1931 Berlin’i resme edilirken, oyun ana karakterler olan Kit Kat Kulübünde şarkı söyleyen Sally Bowles ile Berlin’e kitap yazmaya gelen genç Amerikalı yazar Cliff Bradshaw’un aşkı çevresinde dönüyor. Oyunda yükselen bu tehlikeli gücü görüp bu güçten kaçmaya çalışan genç yazar, sevdiği kadını Amerika’ya dönmeye ikna edemeyince, aşkları da maalesef yarım kalıyor. Genç şarkıcı ise oyunun sonunda yazının başlığına ilham veren şarkısını seslendiriyor. ‘ Hayat bir kabare dostum’. Benim için oyunun en can alıcı anı ise yazarın gerçekleri göremeyen ya da görmek istemeyen sevgilisine söylediği ‘ Hiçbir şey yapmıyorsan kabul ediyorsundur.’ cümlesi oluyor.

Benzer bir oyun yine kasvetli ve soğuk bir İstanbul gecesinde İnönü stadında oynandı. O gün biriken işlerim nedeni ile ofise uğradım, ancak eve giderken içimde bir sıkıntı vardı. Maç havasına pek girememiştim, hatta belki de ilk kez Lig Tv maç yayınına başladığında ben Fox Tv’de NFL maçlarının özetlerine baktım. Bu konsantrasyon bozukluğumun sahada oynayacak olan futbolculara da yansıyacağını hiç düşünmemiştim. Ancak Lig Tv’ye geri geldiğimde gördüm ki, soğuk hava ve bozuk motivasyon tribünlere de yansımış, maça olan seyirci ilgisi maç Cumartesi olmasına rağmen daha önceki haftalara nazaran azalmıştı.

Guti’li, Quaresma’lı takım sahaya çıkarken kaptanlık pazubandı ise Toraman’da takılı idi. Bu bile takım içindeki ahenk bozukluğunu göstermeye yeterdi aslında, zaten sorun keşke sadece bu olsaydı ve maç hiç başlamasaydı.

Geçen seneki ilk 5 haftalık performansının aynısını puan olarak bu sene de gösteren Beşiktaş, geçen sene 10 gol atıp 4 gol yerken, bu sene 7 gol atıp 4 gol yemiş, Kayseri ise geçen senenin yakınından bile geçmemişti derken ilk dakikada geçen haftanın kahramanı Rüştü bu maçın da adamı olabileceğini gösterir bir kurtarış yapıyordu, ancak aynı Rüştü ilk yarının sonunda sakatlanarak sahayı terk etmek zorunda kaldı.

Toraman tutmakla yükümlü olduğu Faslı Amrabat her topu ayağına aldığında nerdeyse ufak bir Dünya turu yapıyor, Ekrem sol bekte sağ bekten farklı olarak kendi ekseninin etrafında bu sefer terse dönüyor, Sivoksuz Egemen iki kafa golü attı diye stoper oynatılan Sidnei’nin ağırlığından kaynaklanan açıkları kapatmaya çalışırken, bir taraftan da Simao ve Q7 ikilisine el kol hareketleri ile geri gelin diye bağırıyordu.

Fernandes, Guti geri geldi diye küsmüş belli, bu maçta geçen maçların aksine 15 metrekare yerine, 5 metrekarede oynuyor, Guti ‘ Tribün Q7’den önce beni çağırdı, karşılığını vereyim’ derken ayakta duramıyor, Q7 ‘Portekiz Milli Takım maçı öncesinde Danimarka’da Beşiktaş taraftarının sevgisi ile kıskandırdığı Ronaldo’ya kapak yapmasını’ düşünüyor, Simao ‘Maç bitse de gitsek’ diyor, Edu ise zaten sene başından beri ‘Ben ne futbolcuymuşum ya, adamlar hem beni aldı, hem de oynatıyorlar’ diye soruyordu.

Maçta tek çabalayanlar ise 38’lik Rüştü ile 34’lük Aurelio olunca, 5 haftadır ‘Pastırma’ uykusunda olan Kayseri Kaptan Amrabat sayesinde uyanarak 2 tane gol atıveriyordu.

Her daim ‘Protest’ yazarınız ilk golden sonra sessiz, sakin bu rezilliği seyrederken bir taraftan da Cliff’in hissettiği gibi ‘Haklı’ çıkmasının üzgünlüğünü yaşıyordu. Evet, haklı çıkanlar eğer ortada çok sevdikleri bir şey varsa sadece üzülürler, içleri acır, canları sıkılır. Yazarınız benzeri taraftarlarımızdan bazıları da bu haykırışa katılıp rakibi alkışlarken belki de ilk kez sözde ‘ Yıldızlar Topluluğu’ takımımızı hem bireysel olarak hem de takım olarak yuhaladılar.

Realist taraftarlar için bir sezon daha başlamadan sona erdi maalesef. Tek istediğim bu sezon artık uyanış sezonu olsun. Her taraftarımız sadece bir kez aynaya baksın lütfen. ‘Seba Gitsin, Ahmet Dursun’ diye bağıran, Serdar Başkanı küfürlerle uğurlayan taraftar, artık bu günlerin de hesabını soracak kişiyi bulsun. 8 sezonda 1 şampiyonluk, 4 Türkiye Kupası ile uyutulan, milyonlarca TL borca sürüklenen, Basketbol takımının adını bile kendi şirketi yapan çok ‘fedakâr’ başkanımızı artık bu görevden aldırsın. O zamanlarda yanlış bağıran tribünler artık bir kez de olsa doğru bağırsın. Bu paragraf Kayseri maşında bireysel ve kopuk yuhalamalara katılmayan her taraftara olsun.

2009 sezonunu çifte kupayla kapayan takımda bulunan Bobo, Nobre, Tello, Holosko, Delgado ve diğerlerine bu takım selam olsun. Q7 için Tello’yu, Simao için Holosko’yu, Edu için Nobre’yi, Almeida için Bobo’yu, Guti için Delgado’yu harcayan, Q7’yi istemeyen Denizli’yi hastalığa yakalandı yalanı ile gönderen, Del Bosque’ye 8 milyon Euro tazminat ödeyen ( aynısını yakında Ferrari’ye de ödeyecek ), İspanya ikinci liginde oynarken bir gecede önce A. Madrid’e ardından 3,1 milyon Euro’ya Beşiktaş’a getire getire Alves’i getiren, normal sezonu lider kapayan basketbolculara parasını ödemeyip takımı muhtemel şampiyonluktan eden, erkek voleybol takımı düşsün ki bayan voleybol takımına para ayıralım diyebilen, Stat yapacağım diye 4 yıldır Başbakan peşinde koşan bir Başkanı, Hakkılı, Şerefli, Sebalı takıma yakıştıran bir kişi kaldı ise o kişiyi ayakta alkışlarım.

…… Başlık şarkısı oyunun sonunda Sally tarafından hüzünle ve ağlayarak söylenir. Ülke elden gitmiş, Naziler tüm dünyayı tehlikeye sürükleyecek olan emellerini gerçekleştirirken, Sally eğlence içinde geçen yıllarına üzülerek, Cliff’i dinlemediğine pişman söyler son defa şarkısını. İş işten geçmiştir dostlar.

Bugün söylenen ‘ gücüne güç katmaya geldik’ rakiplerimiz tarafından, oyuncularımız ve durumumuz yüzünden alay konusu şeklinde zikir edilirken, iş işten geçmeden dostlar, harekete geçmek bugün her ‘Beşiktaşlıyım’ diyen kişinin tek görevidir.

Çünkü maalesef ‘Hayat bir kabare dostlar’.

Kalın Sağlıcakla,
17 Ekim 2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder