Pazar günü tüm moral bozukluğuma rağmen, sevdicek ve arkadaş
grubumuz ile daha önceden rezerve edilmiş olan ve Muhsin Ertuğrul sahnesinde
oynanan ‘Cabaret’ oyununa gittik. Daha geçen hafta şort ile dolaştığım
İstanbul’da bu hafta montun bile yetersiz kaldığı, kasvetli bir havada elimizde
şemsiye, midemizde Sütiş, damağımızda Starbucks yollara düştük.
Sanatseverlerin doldurduğu bir ortamda sanata ‘Tek bildiğim
sanat dalı futboldur ya’ gözü ile bakan birisi olarak yerimi aldım ve tam 2
saat 50 dakika süren bir resital seyrettim. Oyunu okuyan herkese şiddetle
tavsiye ederim.
Christopher Isherwood’un yazdığı kitaptan alınan müzikal
oyunda Nazilerin yükselişe geçtiği 1931 Berlin’i resme edilirken, oyun ana
karakterler olan Kit Kat Kulübünde şarkı söyleyen Sally Bowles ile Berlin’e
kitap yazmaya gelen genç Amerikalı yazar Cliff Bradshaw’un aşkı çevresinde
dönüyor. Oyunda yükselen bu tehlikeli gücü görüp bu güçten kaçmaya çalışan genç
yazar, sevdiği kadını Amerika’ya dönmeye ikna edemeyince, aşkları da maalesef
yarım kalıyor. Genç şarkıcı ise oyunun sonunda yazının başlığına ilham veren
şarkısını seslendiriyor. ‘ Hayat bir kabare dostum’. Benim için oyunun en can
alıcı anı ise yazarın gerçekleri göremeyen ya da görmek istemeyen sevgilisine
söylediği ‘ Hiçbir şey yapmıyorsan kabul ediyorsundur.’ cümlesi oluyor.
Benzer bir oyun yine kasvetli ve soğuk bir İstanbul
gecesinde İnönü stadında oynandı. O gün biriken işlerim nedeni ile ofise
uğradım, ancak eve giderken içimde bir sıkıntı vardı. Maç havasına pek
girememiştim, hatta belki de ilk kez Lig Tv maç yayınına başladığında ben Fox
Tv’de NFL maçlarının özetlerine baktım. Bu konsantrasyon bozukluğumun sahada
oynayacak olan futbolculara da yansıyacağını hiç düşünmemiştim. Ancak Lig Tv’ye
geri geldiğimde gördüm ki, soğuk hava ve bozuk motivasyon tribünlere de
yansımış, maça olan seyirci ilgisi maç Cumartesi olmasına rağmen daha önceki
haftalara nazaran azalmıştı.
Guti’li, Quaresma’lı takım sahaya çıkarken kaptanlık
pazubandı ise Toraman’da takılı idi. Bu bile takım içindeki ahenk bozukluğunu
göstermeye yeterdi aslında, zaten sorun keşke sadece bu olsaydı ve maç hiç
başlamasaydı.
Geçen seneki ilk 5 haftalık performansının aynısını puan
olarak bu sene de gösteren Beşiktaş, geçen sene 10 gol atıp 4 gol yerken, bu
sene 7 gol atıp 4 gol yemiş, Kayseri ise geçen senenin yakınından bile
geçmemişti derken ilk dakikada geçen haftanın kahramanı Rüştü bu maçın da adamı
olabileceğini gösterir bir kurtarış yapıyordu, ancak aynı Rüştü ilk yarının
sonunda sakatlanarak sahayı terk etmek zorunda kaldı.
Toraman tutmakla yükümlü olduğu Faslı Amrabat her topu
ayağına aldığında nerdeyse ufak bir Dünya turu yapıyor, Ekrem sol bekte sağ
bekten farklı olarak kendi ekseninin etrafında bu sefer terse dönüyor, Sivoksuz
Egemen iki kafa golü attı diye stoper oynatılan Sidnei’nin ağırlığından
kaynaklanan açıkları kapatmaya çalışırken, bir taraftan da Simao ve Q7
ikilisine el kol hareketleri ile geri gelin diye bağırıyordu.
Fernandes, Guti geri geldi diye küsmüş belli, bu maçta geçen
maçların aksine 15
metrekare yerine, 5 metrekarede oynuyor, Guti ‘ Tribün
Q7’den önce beni çağırdı, karşılığını vereyim’ derken ayakta duramıyor, Q7 ‘Portekiz
Milli Takım maçı öncesinde Danimarka’da Beşiktaş taraftarının sevgisi ile
kıskandırdığı Ronaldo’ya kapak yapmasını’ düşünüyor, Simao ‘Maç bitse de
gitsek’ diyor, Edu ise zaten sene başından beri ‘Ben ne futbolcuymuşum ya,
adamlar hem beni aldı, hem de oynatıyorlar’ diye soruyordu.
Maçta tek çabalayanlar ise 38’lik Rüştü ile 34’lük Aurelio
olunca, 5 haftadır ‘Pastırma’ uykusunda olan Kayseri Kaptan Amrabat sayesinde
uyanarak 2 tane gol atıveriyordu.
Her daim ‘Protest’ yazarınız ilk golden sonra sessiz, sakin
bu rezilliği seyrederken bir taraftan da Cliff’in hissettiği gibi ‘Haklı’
çıkmasının üzgünlüğünü yaşıyordu. Evet, haklı çıkanlar eğer ortada çok
sevdikleri bir şey varsa sadece üzülürler, içleri acır, canları sıkılır.
Yazarınız benzeri taraftarlarımızdan bazıları da bu haykırışa katılıp rakibi
alkışlarken belki de ilk kez sözde ‘ Yıldızlar Topluluğu’ takımımızı hem
bireysel olarak hem de takım olarak yuhaladılar.
Realist taraftarlar için bir sezon daha başlamadan sona erdi
maalesef. Tek istediğim bu sezon artık uyanış sezonu olsun. Her taraftarımız
sadece bir kez aynaya baksın lütfen. ‘Seba Gitsin, Ahmet Dursun’ diye bağıran,
Serdar Başkanı küfürlerle uğurlayan taraftar, artık bu günlerin de hesabını
soracak kişiyi bulsun. 8 sezonda 1 şampiyonluk, 4 Türkiye Kupası ile uyutulan,
milyonlarca TL borca sürüklenen, Basketbol takımının adını bile kendi şirketi
yapan çok ‘fedakâr’ başkanımızı artık bu görevden aldırsın. O zamanlarda yanlış
bağıran tribünler artık bir kez de olsa doğru bağırsın. Bu paragraf Kayseri
maşında bireysel ve kopuk yuhalamalara katılmayan her taraftara olsun.
2009 sezonunu çifte kupayla kapayan takımda bulunan Bobo,
Nobre, Tello, Holosko, Delgado ve diğerlerine bu takım selam olsun. Q7 için
Tello’yu, Simao için Holosko’yu, Edu için Nobre’yi, Almeida için Bobo’yu, Guti
için Delgado’yu harcayan, Q7’yi istemeyen Denizli’yi hastalığa yakalandı yalanı
ile gönderen, Del Bosque’ye 8 milyon Euro tazminat ödeyen ( aynısını yakında Ferrari’ye de
ödeyecek ), İspanya ikinci liginde oynarken bir gecede önce A. Madrid’e ardından
3,1 milyon Euro’ya Beşiktaş’a getire getire Alves’i getiren, normal sezonu
lider kapayan basketbolculara parasını ödemeyip takımı muhtemel şampiyonluktan
eden, erkek voleybol takımı düşsün ki bayan voleybol takımına para ayıralım
diyebilen, Stat yapacağım diye 4 yıldır Başbakan peşinde koşan bir Başkanı,
Hakkılı, Şerefli, Sebalı takıma yakıştıran bir kişi kaldı ise o kişiyi ayakta
alkışlarım.
…… Başlık şarkısı oyunun sonunda Sally tarafından hüzünle ve
ağlayarak söylenir. Ülke elden gitmiş, Naziler tüm dünyayı tehlikeye
sürükleyecek olan emellerini gerçekleştirirken, Sally eğlence içinde geçen
yıllarına üzülerek, Cliff’i dinlemediğine pişman söyler son defa şarkısını. İş
işten geçmiştir dostlar.
Bugün söylenen ‘ gücüne güç katmaya geldik’ rakiplerimiz tarafından,
oyuncularımız ve durumumuz yüzünden alay konusu şeklinde zikir edilirken, iş
işten geçmeden dostlar, harekete geçmek bugün her ‘Beşiktaşlıyım’ diyen kişinin
tek görevidir.
Çünkü maalesef ‘Hayat bir kabare dostlar’.
Kalın Sağlıcakla,
17 Ekim 2011
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder