Perşembe derbisi, çalışma gününe denk geldiğinden birçok
çalışan Lig Tv’nin sunmuş olduğu sabah 8’de başlayan yayımdan maalesef pek
faydalanamadı. Derbi hasreti ile yanan birçok bünye televizyon karşısına
geçtiğinde saatler nerede ise 19.30’u bulmuştu. Sevdicekle beraber izlenecek
‘ikinci’ derbi olması ile de ilginç bir maç olacağı kesindi. İlkinde Kadıköy
tribünlerinde yerimizi almış, gizli bir hafiye gibi ‘Oscar’lık’ bir performans
sergilemiş ve 1 puanı Bobo’nun penaltısı ile çıkarmıştık. Bu kez ise takvimler
27 Ekim’i gösterdiğinde yerimiz ev, kılavuzumuz ise Digitürk olmuştu.
Beşiktaş taraftarı ise maç öncesi benzer durumlarda
göstermiş olduğu ( bkz. Liverpool maçı öncesi ) yaklaşımı, daha sert bir
düzeyde gösterirken tüm tribünler ‘Şehitler ölmez vatan bölünmez’ tezahüratları
ile inliyor, kapalı tribünde ise kocaman Türk bayrağı üstünde aynı ibareler yer
alıyordu. Bense saygı duruşu esnasında dikkatimi misafir tribündeki yoğun
boşluğa vermiştim derken başlama vuruşundan iki dakika sonra önce kapalı tribün
önündeki tüm güvenlik güçleri hareketlenince kameralar eski açık tarafına
çevrildi ve acı gerçekle yüzleşmek durumunda kaldık.
Maç öncesi, gün içinde malumunuz Fenerbahçe taraftarları
‘maça gelemezler’, ‘olur mu canım maça gelsinler’ saçmalıkları altında şamar
oğlanına döndüler. Bu şamarlıkları tweet ile ulemasına bilgi veren Spor Bakanı
sayesinde son bulunca onlar da son dakika İnönü surlarına dayandılar. Bilenler
iyi bilir, İnönü’nün eski açık tarafında demir kapı adı ile andığımız tarihi
bir kapı bulunur, bu kapının etrafındaki turnikelerde ellerindeki eski
Galatasaray ve Shaktar Donetsk maçı biletlerini okutmaya çalışan Fenerliler,
turnike başındaki görevlileri ‘okutamayınca’ çareyi yağmalamakta bulduklarından
bir anda kendilerini stadın içine atıverdiler. Hoş görüntüler oluşmadı tabii ki
de, daha tehlikelisi içeri giren her Fenerbahçelinin yapmış olduğu manasız
‘orta parmak oyunları’ idi. Deplasmana gelmiş yaklaşık 1500 kişinin kendi
sağlıkları açısından daha dikkatli hareket etmeleri gerekli iken, Allahtan
Beşiktaş taraftarı fazlası ile bir önceki hafta meydana gelen olaylar nedeni
ile dalgın ve mağrurdu. Ayrıca Beşiktaş taraftarı değil miydi Fenerliler gelsin
diyen, o zaman bu hareketleri sahiplerine iade edelim ve maça gelelim.
Belli ki Carvalhal yazımızı okumuş, ancak Edu dışında diğer
isimleri de okuyup ‘Bunları da oynatma diyor herhalde’ diye yorumlayınca olan
bizim çakma Portekizli Fernendes’e olmuş, o da ‘Disko Kralı Guti’ ile birlikte
kadro dışında kalmıştı. Sahada Mersin deplasmanı Kartal kadrosu aynen yerini
alırken, Fenerbahçe tarafında da sakatlıktan çıkan Topuz dışında bir sürpriz
yer almıyordu.
Sevdicek İnönü’de sayılan kadroya ‘Oley’ çekilmesine
içerlemiş, kendi statlarında soyadı ile bağırılmasını örnek gösterirken, derbi
havasında olan bendeniz ‘yıllanmış’ Mehmet Top-uz esprisi ile kendisine
karşılık verip gerilimli bir atmosfer yaratmaya çalışırken en son hatırladığım
şey topun Simao’ya doğru geldiği idi. Sonrasında 67 metrekarelik rezidansımda
holden kapıya doğru koşmuş, geri gelişimde salona göğsüm üstünde kayarak giriş
yapmıştım. Golün sevincini abartılı yaşamamdan kaynaklanan gerilim ile
sevdiceğin de maç ile olan birincil ilişkisini kesmiş oldum. Kendisi diğer
koltukta kitap keyfine dalıp kulağı ile maçı takip ederken, bendeniz
‘yazılardır’ anlatmaya çalıştığım ‘takım’ Beşiktaşımı zevkle ve inanmayan
gözlerle takip ediyordum. Tribünlerden gelen iki geliyor iki melodisinin
devamını kulakları ile takipte olan sevdiceğe anlatmaya çabalarken ise, Fener
de eksik Beşiktaş kanatlarını çözmüş oyunu yavaştan Kartal alanına kısa
paslarla topa sahip olarak yıkmıştı. 1- 0 ‘ı korumak isteyen Kartal kanatları
ise çökmek üzere idi. Caner vurdu, Cenk çeldi, Gönül kafa koydu, İronman
çizgiden çevirdi, Fransız devşirmesi gibi adı ile Bienvenue aşırmaya çalıştı,
Cenk el koydu, ilk yarının son saniyesinde Alex vurdu, Berlin Duvarı Hilbert
araya girdi, devre de böyle bitti.
Şimdi, Beşiktaşın yeni takım olgusu içinde maalesef gene
bazı sorunlar ortaya çıkıyor. Böyle bir maçta ilk golü bulmanın önemini ilk
yazımda anlatmıştım. Ancak skorun üstüne yatmak isteyen Kartal nerdeyse tüm
oyuncuları ekstra oynamasına rağmen iki konuda açık veriyordu. Birincisi artık
herkesin malumu olan Q7 sorunu tabii ki. Simao bile İsmail kanadında gölge
markaj yaparak, geçen sene Fener’in en etkili olduğu sağ tarafını durdurmuş
iken, ( bunda sakatlıktan yeni çıkan iki Fenerli Topuz ve Gönül’ün kötü
performansları da etkili oldu ) Q7, Hilbert kanadında hiç geri gelmiyor, onun
boşluğunu Ernst ve Aurelio, hatta zaman zaman Veli kapatmaya çalışıyordu.
Kapatma işi, bu oyuncuları erkenden yorarken, ‘madem ileride kalacaksın bir şey
yap’ diye beklenen Q7 ise ikinci sorunu da yine bencilce ‘kimseye bırakmam’
diyerek kendisi oluşturuyordu. İkinci sorun da, ‘malum’ gücünü ileride
kullanması beklenilen Q7 yine her topu eziyor ve kaptırıyordu.
İkinci yarıya Beşiktaş gene ‘alevli’ başlayınca bocalayan
Fenerbahçe kalesinde önce direk sonra da ofsaytta kalan Simao 2. gole engel
oluyor, Simao’nun ilk yarıdaki vuruşuna benzer ani vuruşunu ise köşeden Volkan
karşılıyordu. İlk yarıdakinin aksine göstere göstere gelemeyen Fener ise Q7’nin
iki kez kademe hatası yaptığı pozisyonda bilardo ‘Alex’ ile beraberliği elde
ediyordu. Tam eziyet başladı derken Almeida faktörü oyuna dâhil oldu. Golden
yaklaşık 12 dakika kadar sonra Q7 ilk kez olumlu bir hareket yaptı, yaklaşık 4
dakika önce aynı yerden Almeida’nın kafasına atamayan İsmail’e nazire
edercesine Bekir’in de belini kırarak Almeida’ya golü attırdı. Bendenizin gol
sevinci ile geçen 3 dakikadan sonra artık galibiyet kaçınılmaz bir hal almıştı.
Yorulan Veli ile Necip değiştiğinde orta saha daha da dinamik hale gelmişti.
Alex – Semih iş birliği pozisyon da boşa gidince 3 puan ve Fener galibiyeti
bekleyen tribünler doludizgin şarkılar söylerken anlamsız bir Necip faulünden
kazanılan frikiğe ‘Bu senenin Fenerli golcüsü’ Christian Baroni vurdu ve top
Cenk kardeşimin hatalı barajının ve kendisinin bakışları ile yerden köşeden
ağlara gitti.
Sonuç olarak maç öncesi Aykut Hocanın tahmin edemediği gibi
sahaya dinamik bir takım olarak çıkan Beşiktaş takımı beni ve kötümserliğe
kapılan birçok taraftarını mesut ederken, Carvalhal’in dediği gibi ‘Maçın son
anlarında konsantrasyonu yitirme’ sorununa çözüm bulma ( bkz. Dinamo Kiev
mağlubiyeti ) ve Q7’nin 1’e karşı 10 mu 10’ a karşı 1’mi takıntısını aşıp hep beraber
11’e 11 olmasını sağlaması kaydiyeleri ile sezonun en büyük favorilerinden
birisi olabileceğini ispat etti.
Tabii bu son cümlemin ispatı bu akşam oynanacak olan Sivas,
Perşembe günü oynanacak olan Dinamo Kiev rövanşı ve yine Pazar günü oynanacak
Gençlerbirliği deplasmanları olacak. Bu maçlarda alınacak 3 galibiyet Milli maç
arasından sonra daha güçlü bir Beşiktaş olmasını sağlayacak ve arka arkaya
oynanacak Galatasaray, Trabzonspor ve Maccabi maçları öncesi bizlere güven verecektir.
Maçın sonunda ise maçın başında olduğu gibi Beşiktaş tribünleri gene şov
yapıyor, bu kez Van için atkılarını sahaya doğru fırlatırlarken dosta düşmana
çok güzel bir ders daha veriyorlardı.
Kalın Sağlıcakla,
30 Ekim 2011
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder