31 Ekim 2011 Pazartesi

BİR TUHAF DERBİ PART II



Perşembe derbisi, çalışma gününe denk geldiğinden birçok çalışan Lig Tv’nin sunmuş olduğu sabah 8’de başlayan yayımdan maalesef pek faydalanamadı. Derbi hasreti ile yanan birçok bünye televizyon karşısına geçtiğinde saatler nerede ise 19.30’u bulmuştu. Sevdicekle beraber izlenecek ‘ikinci’ derbi olması ile de ilginç bir maç olacağı kesindi. İlkinde Kadıköy tribünlerinde yerimizi almış, gizli bir hafiye gibi ‘Oscar’lık’ bir performans sergilemiş ve 1 puanı Bobo’nun penaltısı ile çıkarmıştık. Bu kez ise takvimler 27 Ekim’i gösterdiğinde yerimiz ev, kılavuzumuz ise Digitürk olmuştu.

Beşiktaş taraftarı ise maç öncesi benzer durumlarda göstermiş olduğu ( bkz. Liverpool maçı öncesi ) yaklaşımı, daha sert bir düzeyde gösterirken tüm tribünler ‘Şehitler ölmez vatan bölünmez’ tezahüratları ile inliyor, kapalı tribünde ise kocaman Türk bayrağı üstünde aynı ibareler yer alıyordu. Bense saygı duruşu esnasında dikkatimi misafir tribündeki yoğun boşluğa vermiştim derken başlama vuruşundan iki dakika sonra önce kapalı tribün önündeki tüm güvenlik güçleri hareketlenince kameralar eski açık tarafına çevrildi ve acı gerçekle yüzleşmek durumunda kaldık.

Maç öncesi, gün içinde malumunuz Fenerbahçe taraftarları ‘maça gelemezler’, ‘olur mu canım maça gelsinler’ saçmalıkları altında şamar oğlanına döndüler. Bu şamarlıkları tweet ile ulemasına bilgi veren Spor Bakanı sayesinde son bulunca onlar da son dakika İnönü surlarına dayandılar. Bilenler iyi bilir, İnönü’nün eski açık tarafında demir kapı adı ile andığımız tarihi bir kapı bulunur, bu kapının etrafındaki turnikelerde ellerindeki eski Galatasaray ve Shaktar Donetsk maçı biletlerini okutmaya çalışan Fenerliler, turnike başındaki görevlileri ‘okutamayınca’ çareyi yağmalamakta bulduklarından bir anda kendilerini stadın içine atıverdiler. Hoş görüntüler oluşmadı tabii ki de, daha tehlikelisi içeri giren her Fenerbahçelinin yapmış olduğu manasız ‘orta parmak oyunları’ idi. Deplasmana gelmiş yaklaşık 1500 kişinin kendi sağlıkları açısından daha dikkatli hareket etmeleri gerekli iken, Allahtan Beşiktaş taraftarı fazlası ile bir önceki hafta meydana gelen olaylar nedeni ile dalgın ve mağrurdu. Ayrıca Beşiktaş taraftarı değil miydi Fenerliler gelsin diyen, o zaman bu hareketleri sahiplerine iade edelim ve maça gelelim.

Belli ki Carvalhal yazımızı okumuş, ancak Edu dışında diğer isimleri de okuyup ‘Bunları da oynatma diyor herhalde’ diye yorumlayınca olan bizim çakma Portekizli Fernendes’e olmuş, o da ‘Disko Kralı Guti’ ile birlikte kadro dışında kalmıştı. Sahada Mersin deplasmanı Kartal kadrosu aynen yerini alırken, Fenerbahçe tarafında da sakatlıktan çıkan Topuz dışında bir sürpriz yer almıyordu.

Sevdicek İnönü’de sayılan kadroya ‘Oley’ çekilmesine içerlemiş, kendi statlarında soyadı ile bağırılmasını örnek gösterirken, derbi havasında olan bendeniz ‘yıllanmış’ Mehmet Top-uz esprisi ile kendisine karşılık verip gerilimli bir atmosfer yaratmaya çalışırken en son hatırladığım şey topun Simao’ya doğru geldiği idi. Sonrasında 67 metrekarelik rezidansımda holden kapıya doğru koşmuş, geri gelişimde salona göğsüm üstünde kayarak giriş yapmıştım. Golün sevincini abartılı yaşamamdan kaynaklanan gerilim ile sevdiceğin de maç ile olan birincil ilişkisini kesmiş oldum. Kendisi diğer koltukta kitap keyfine dalıp kulağı ile maçı takip ederken, bendeniz ‘yazılardır’ anlatmaya çalıştığım ‘takım’ Beşiktaşımı zevkle ve inanmayan gözlerle takip ediyordum. Tribünlerden gelen iki geliyor iki melodisinin devamını kulakları ile takipte olan sevdiceğe anlatmaya çabalarken ise, Fener de eksik Beşiktaş kanatlarını çözmüş oyunu yavaştan Kartal alanına kısa paslarla topa sahip olarak yıkmıştı. 1- 0 ‘ı korumak isteyen Kartal kanatları ise çökmek üzere idi. Caner vurdu, Cenk çeldi, Gönül kafa koydu, İronman çizgiden çevirdi, Fransız devşirmesi gibi adı ile Bienvenue aşırmaya çalıştı, Cenk el koydu, ilk yarının son saniyesinde Alex vurdu, Berlin Duvarı Hilbert araya girdi, devre de böyle bitti.

Şimdi, Beşiktaşın yeni takım olgusu içinde maalesef gene bazı sorunlar ortaya çıkıyor. Böyle bir maçta ilk golü bulmanın önemini ilk yazımda anlatmıştım. Ancak skorun üstüne yatmak isteyen Kartal nerdeyse tüm oyuncuları ekstra oynamasına rağmen iki konuda açık veriyordu. Birincisi artık herkesin malumu olan Q7 sorunu tabii ki. Simao bile İsmail kanadında gölge markaj yaparak, geçen sene Fener’in en etkili olduğu sağ tarafını durdurmuş iken, ( bunda sakatlıktan yeni çıkan iki Fenerli Topuz ve Gönül’ün kötü performansları da etkili oldu ) Q7, Hilbert kanadında hiç geri gelmiyor, onun boşluğunu Ernst ve Aurelio, hatta zaman zaman Veli kapatmaya çalışıyordu. Kapatma işi, bu oyuncuları erkenden yorarken, ‘madem ileride kalacaksın bir şey yap’ diye beklenen Q7 ise ikinci sorunu da yine bencilce ‘kimseye bırakmam’ diyerek kendisi oluşturuyordu. İkinci sorun da, ‘malum’ gücünü ileride kullanması beklenilen Q7 yine her topu eziyor ve kaptırıyordu.

İkinci yarıya Beşiktaş gene ‘alevli’ başlayınca bocalayan Fenerbahçe kalesinde önce direk sonra da ofsaytta kalan Simao 2. gole engel oluyor, Simao’nun ilk yarıdaki vuruşuna benzer ani vuruşunu ise köşeden Volkan karşılıyordu. İlk yarıdakinin aksine göstere göstere gelemeyen Fener ise Q7’nin iki kez kademe hatası yaptığı pozisyonda bilardo ‘Alex’ ile beraberliği elde ediyordu. Tam eziyet başladı derken Almeida faktörü oyuna dâhil oldu. Golden yaklaşık 12 dakika kadar sonra Q7 ilk kez olumlu bir hareket yaptı, yaklaşık 4 dakika önce aynı yerden Almeida’nın kafasına atamayan İsmail’e nazire edercesine Bekir’in de belini kırarak Almeida’ya golü attırdı. Bendenizin gol sevinci ile geçen 3 dakikadan sonra artık galibiyet kaçınılmaz bir hal almıştı. Yorulan Veli ile Necip değiştiğinde orta saha daha da dinamik hale gelmişti. Alex – Semih iş birliği pozisyon da boşa gidince 3 puan ve Fener galibiyeti bekleyen tribünler doludizgin şarkılar söylerken anlamsız bir Necip faulünden kazanılan frikiğe ‘Bu senenin Fenerli golcüsü’ Christian Baroni vurdu ve top Cenk kardeşimin hatalı barajının ve kendisinin bakışları ile yerden köşeden ağlara gitti.

Sonuç olarak maç öncesi Aykut Hocanın tahmin edemediği gibi sahaya dinamik bir takım olarak çıkan Beşiktaş takımı beni ve kötümserliğe kapılan birçok taraftarını mesut ederken, Carvalhal’in dediği gibi ‘Maçın son anlarında konsantrasyonu yitirme’ sorununa çözüm bulma ( bkz. Dinamo Kiev mağlubiyeti ) ve Q7’nin 1’e karşı 10 mu 10’ a karşı 1’mi takıntısını aşıp hep beraber 11’e 11 olmasını sağlaması kaydiyeleri ile sezonun en büyük favorilerinden birisi olabileceğini ispat etti.

Tabii bu son cümlemin ispatı bu akşam oynanacak olan Sivas, Perşembe günü oynanacak olan Dinamo Kiev rövanşı ve yine Pazar günü oynanacak Gençlerbirliği deplasmanları olacak. Bu maçlarda alınacak 3 galibiyet Milli maç arasından sonra daha güçlü bir Beşiktaş olmasını sağlayacak ve arka arkaya oynanacak Galatasaray, Trabzonspor ve Maccabi maçları öncesi bizlere güven verecektir. Maçın sonunda ise maçın başında olduğu gibi Beşiktaş tribünleri gene şov yapıyor, bu kez Van için atkılarını sahaya doğru fırlatırlarken dosta düşmana çok güzel bir ders daha veriyorlardı.

Kalın Sağlıcakla,
30 Ekim 2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder